Kayseride bir köy
  Niyaz
 

 

Sakındır bizi, seni incitmekten
 

A. Emin Bektaş  

Koşuyor tüm insanlık rahatın ve huzurun peşinde deliler gibi... Arayış bazen maddi, bazen manevi saiklerin üzerine bina ediliyor... Ve kiminde sesiz–derinden, kiminde haykırarak sürüp giden iç debdebesi... Nefesler alındıkça devam edecek gibi...
Tam bu noktada, Hz. Ömer’in (r.a.) çok güzel bir vecizesi gönüle düşüyor, “Rahat ve huzur on kısımsa, dokuzu susmaktadır.” Hakikat; susmak, dinlemek, sessizlik, anlama çabası, derine inebilme gayreti hep birbirini tetikler ve güzeldirler... Gerekmeden konuşmayan, gerektiğinde ise az, öz ve net söyleyen, birçok musibetten doğal olarak varestedir. Sözün frenlenemediği anların tehlikeleri onun için bahis mevzu edilemez... Çünkü sükut şifadır, yerinde ve gerektiğinde... Hususen büyüklerin yanında, toplum içinde ve sair meclislerde yerini, hukukunu bilerek söylemek, edebe uymak ve kahir ekseriyet susmak büyük nasiptir...
Sükut, iki türlü cereyan ediyor alemde... Birincisi lisanın sessizliği, ikincisi kalbin sükûtu... Gönlüne Allah’ı razı etme, O’nu memnun etme derdi düşenlerin lisanın sükûtunun da fevkinde iç dünyasının sükutu ve razılığı, hoşnutluğu esastır. Yani dilinle ağır takılıp, gönlünde fırtınalar yaşarsan, koşudan sana sadece terlemek kalır... Halbuki maksad nihayete varmak, giderken zahirî–kalbî huzuru ve rahatı temin etmektir... Bu gayret ister, ısrar ister, dikkat ister, nasip ister, dua ister, ezkar ister, hasılı hayat tarzı haline getirmek ister... Bunları tedarik için iyi arkadaşlar, kalender dostlar ve rehber gerekir....
Dua edile, söylene dillerde, gönüllerde... “Ya Hay, Ya Kayyum! Dirilt bizi, sükûtumuza, rızamıza ve gayretimize bereket ver... Sana ve sevdiklerine karşı hassasiyetimizi artır, bizi Senden, Seni bizden hoşnud eyle... Senin için hiçbir şeyde zorluk yoktur... Bizi mahrum olanlardan ırak tut ve Seni incitmekten vareste kıl... Sen bizim yegane Mevlamızsın... “
Vesselam...



 
   
 
site ekle