Kayseride bir köy
  Ana sayfa
 

 

Kuruluştan Bu güne Koçcağız

Eskiden Koçcağız köyü dendimi aklımıza Dede,Navrız bayırı,Sarı çiçek,Aşı deresi,Alim pınar,Nurunun pınar,Aşşağı pınar Çakıllı,Aşağı mahalle,Örtülü,Temel,Ahmet odunluğu,Fındıklı,Yangın,Kilise ve kızılırmak,Gelin atan Gürüz,Çakıllı bağ,Yukarı,Bağ hapan çukuru,Kamışlı ocak ve Topraktan yapılmış çamur sıvalı evler ve caminin önü akla gelenlerdi...:
2009_gelin-8 2009_gelin-72009_gelin-62009_gelin-5 2009_gelin-4 2009_gelin-3 2009_gelin-2 2009_gelin-1

 

 

KOÇCAĞIZ KÖYÜNDEN BEKLENTİLER

 

 

gelinlik Köyün Geçmişiyle ilgili anılarKoçcağız köyü Hakkında geçmiş ve gelecekle ilgili bilgiler için bilginin kaynağına çok dikkat edilmelidir...

 

  •  



         "

    Hayrullah BOZDAĞ


    Kayseri kocasinan kocçagız köyü kısa tarihi
    Bilgiler
    Nüfus 188 [1] (2000)
    Koordinatlar
    Posta Kodu 38130
    Alan Kodu 352
    Yönetim
    Coğrafi Bölge İç Anadolu Bölgesi
    İl Kayseri
    İlçe Kocasinan
    Web Sitesi [2]

    Kuşcağız, Kayseri ilinin Kocasinan ilçesine bağlı bir köydür.


    kocçagız köyü nün cok kısa tarihi


    Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur. köyün kısaca tari olarak bılınen geçim kaynagı hayvancılık oldugu ıcın ıkamet ettıklerı kızık koyunden hayvanları otlatmak amacıyla buraya göç etmişlerdir ama kesin tarihini bilmedigim icin fazla bilgi veremiyorum köy sınırları içersindekızılırmak gecmektedir gectıgımız yıllarda yamula barajının yapılmasıyla koy topraklarının bır bölümü sular altında kalmıstır ayrıyeten köy kültür bakımındanda önemli bir yere sahiptir.köyde iki adet turbe bulunmaktadır .ama kültür ve turzm bakanlıgının ilgi göstermemesi nedeniyle pek ziyaretçisi yoktur.

    daha geniş bilgi icin lütfen sayfanın orta bölümünde KÖYÜMÜZÜN KISA TARİHİ ni okuyun



    [ Coğrafya }

    Kayseri iline 37 km, Kocasinan ilçesine 37 km uzaklıktadır. koçcagız köyü kayseriye 37 km uzaklıkta olup dort bır yanı daglarla cevrıidir.köyün bır bolumu karasal oldugu gıbı bır bolumundede karadenız ıklımı görülür köyde toprakları tarıma elverislidır köyde nöbetlese tarım yapılmaktadır ama sehre göçun olması koydekı tarımı etkılemıstır koyun nufusu kayıtlarda 188 de olsa gercek nufusu yaz aylarında artmaktadır bunun nedenı hem almancı dedigimiz kisilerin izine gelmesi hemde köyun havasının serin olması nedenıyle sehırde yasayanlarda yaz aylarınıu burada gecırmektedir

    { İklimi }

    Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir. KÖYDE KARASAL İKLİM GÖRÜLDÜGÜ GİBİ ALT KESIMLERİNDE KARADENİZ İKLİMİ GÖRÜLMEKTEDİR KÖYDE FINDIK GİBİ KARADENİZ BÖLGESİNDE YETİŞTİGİ GİBİ KÖÇCAGIZ KÖYÜNDEDE YETİSİR AYRICA EGE BÖLGESİNE AİT ÜZÜM BU KÖYDEDE VYETİŞMEKTEDİR .ÜZÜM YETİŞTİRİCİLERİ AYRICA KOMŞU KÖY OLAN SİLAHTARDA DÜZENLENEN ÜZÜM FESTİVALİNEDE KATILMAKTADIR


    { Nüfus }

    Yıllara göre köy nüfus verileri
    2007 180
    2000 188
    1997 188

    { Ekonomi }

    Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

    { Muhtarlık }

    Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

    Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

    2004 - ahmet turhan
    1999 - mehmet tugran
    1994 - mehmet özenç ahmet turhan
    1989 - şakir allek


    { Altyapı bilgileri }

    Köyde, ilköğretim okulu vardır. Taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün [[içme suyu şebekesi vardır. fakat kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
    KÖYÜMÜZÜN KISA TARİHİ
    Paşalu, Paşalı, ( Beşelü, Beşeli), Paşalıoğlu, Paşaoğulları ve Mollaalilü, Mollaalili ( Mollaalioğlu, Mollalioğulları)

    1-)

    "...Köyün yakınlarında Paşalı mezraına gittik. Yıkıntıların yeri belli ama taşları halk kullanmış ve başka bir yerlere taşımış. Şimdi bu Paşalı adı niçin önemli diyeceksiniz? Paşalı, o bölgeye yerleşen Türkmen oymağının adıdır. Eyim köyünü kuran da Paşalı oymağıdır.

    Paşalılar hakkında size biraz bilgi vereyim. Bu Türkmen obası, Sis (Kozan) taraflarından gelip Tomarza bölgesindeki Seyitli, Tatılı ve Niğdeli kışlaklarına yerleşmişti. Tatılı kışlağındaki Türkmenler daha sonra Sarıoğlan bölgesine geldiler. 1584 yılında Paşalılar Beğdili köyünde 11 hane (bu köyün yerini hala bulamadık), Yüreğir köyünde 15 hane (Kocasinan bölgesinde Eyim köyünün yakınlarındadır), Kozluca köyünde 16 hane (Kozluca adıyla göçen köyün Eyim’in komşusu olan Koççağız olduğunu sanıyoruz) ve Eyimli Köyünde 11 hane nüfusları vardı..."

    "...Eyim köyü coğrafyasında 11 hane olarak karşımıza çıkan Paşalılar, bugün de köyde 11 ayrı sülaleye bölünmüşler. Köyün kurucu sülalelerinden olan Paşa Hasanlar’ın adında geçen Paşa lakabının da Paşalı oymağı ile ilgili olduğunu sanıyoruz. Diğer kabileler de şunlar: Mullalar, İmamoğlu, Kahyalar, Yarpuzlar (Karacalar), Kösegil, Dervişkâgil, Hıdırgil, Kör İbişler, Mantıcılar, Çuhadaroğlu..."


    "...İbrahim Eker, bölgenin tarihi hakkında bilgi verirken “1522 yılında Andırın’ın Cambaz ve Katırcı Yaylalarındaydık. 1515 yılında Yavuz Sultan Selim, Durna Dağı savaşında Dulkadirliği Beyliğini yok edip Anadolu’nun birliğini sağlamaya yönelince Dulkadirli topraklarındaki Türkmenlerin büyük bölümü Kayseri, Sivas, Yozgat, Kırşehir, Nevşehir ve Ankara bölgesine dağıldılar.

    Bizim halkımız Eymürlü de o tarihlerde Andırın’dan Kayseri topraklarına geldiler ve Paşalı’yı kurdular. Sonra da birkaç km ötedeki Eyim köyüne geçtiler” diyor. İbrahim Eker’e göre, Paşalılar, Oğuzların Eymür boyundan geliyor ve bu ad zamanla değişerek Eyim olmuş..."



    2-)

    "...MANAVLAR: Bozüyük’ün en eski sakinleridir. Köklü gelenek ve görenekleri vardır. Bozüyük içinde yoğun olarak Kasımpaşa Mahallesi’nde ikamet ederler.

    Bozüyük dışında Dodurga ,Yeni Üreyil ve Günyarık manav köyleridir.

    Bozüyük’ün kurucu aileleri arasında Askerametler, Azeler, Bakkalcılar, Başollar, Berberler, Bayramlar, Bölükler, Çırbınlar, Cızıklar, Celler, Çakırlar, Çomalar, Çiloğlanlar, Çakırçavuşlar, Demirciler, Deloğlanlar, Delametler, Delhaliller, Dikiciler, Emetliler, Fıçıcılar, Gagalar, Gazdervişler, Gavaslar, Hacı topallar, Habibler, Hancılar, Hacacıklar, Hacıabdinler, Hacı İbramlar, Kahyalar, Kapsızlar, Kavcılar, Karagözcüler, Kırişler, Kuşçular, Kürkçüler, Kurtametler, Kuyucular, Karaoğlanlar, Köseveliler, Kısakadirler, Kıvrıklar, Kösemenler, Kıtırlar, Lamburloplar, Mıratlar, Müezzinler, Nalbantlar, Nebiler, Pateller , Petişenler, Pamuklar, , Paşalılar, ] ,Saraylılar, Sarılar, Topçular ve Zeybekler yer alır..."

    3-)
    Erciyes Kasabası ( Reşadiye)
    Başbakanlık arşivlerindeki Osmanlı Dönemine ait 1510 ve 1520 yıllarını kapsayan Tapu Tahrir defterlerinde Kayseri Sancağı Kır İskan Merkezleri olarak nahiyelere ayrılmıştır; bu nahiyeler:

    I-SAHRA NAHİYESİ : (Bağlı köyler)

    Gökçe Hisarı ,Paşalu,Meşhed ini , Salur, Arguncuk, Kızık, Saraycık , Kumarlı ...vs

    Üstte Bozüyük'te Saraylılar adıyla Paşalılar'ın yanında yer alan Saraylı oymağı da Erciyes Kasabası'nda 1500'lerde Paşalu Köy'ne adını veren Paşalu oymaği ile beraber yerleşik ve Saraycık adıyla da kendi köylerini kurmuşlar.

    Saraylular Kıpçak boyudur. Oğuzlar'dan önce Doğu Karadeniz sahili boyunca yerleşenleri ve daha sonra Oğuzlar ile Anadolu'ya yerleşenleri vardır. Bunun dışında Kıpçaklar, Hindistan'da Borlu ( Ulu-borlu, Kiçi-borlu) oymağından bir bey ile Balabanlı Devleti'ni kurmuşlar, Mısır'da Kölemen Memlük Devleti'ni de ( daha sonra yönetimi Çerkezler almıştır.) kurmuşlar. Dersim bölgesine de bu bölgedeki bazı aşiretlerin köklerini dayandırdıkları Cellalettin Harzemşah ile 1200 lerde gelmişlerdir...


    4-)

    "...YAYLA TURİZMİ
    Tunceli topraklarının % 25'ini oluşturan platolar, ilin orta ve kuzey kesimlerinde yayla turizmine yönelik potansiyel yaratmaktadır. Bitki örtüsü, doğal çevre değerleri, manzara olanakları, ulaşım durumu ve diğer turizm kaynaklarına yakın olma unsurları bir arada değerlendirildiğinde, yayla turizmi potansiyeli açısından merkez ilçede Gözen Köyü, Sarıtaş, Gökçek, Karagöl ve Alacık Yaylaları;

    Pülümür ilçesinde Sağlamtaş, Karagöl, Yelekli, Dereboyu, Dağbek ve Çakırkaya Yaylaları;

    Ovacık ilçesinde Koyungölü, Burnak, Eğripınar, Paşadüzü, Gözeler ve Mollaaliler Yaylaları öne çıkmaktadır..."

    Tunceli yani Dersim bölgesine Saltuklulardan beri çeşitli nedenlerle Alevi Türkmenler göç etmiştir.

    Ovacık'ın yayla adlarına baktığımızda meşhur Safevi Alevi boyları'ndan Burnaklar'dan bir koluna bu bölgede yaşamış ve bir yaylaya ad vermiş olduğunu görürüz.

    a-) Burnak, Purnak, Pörnak:


    "...Devletin kuruluşunda rol almayıp sonradan dahil olan boylardan en önemli rol oynayanı Türkmen boyudur.Bu boy Ak Koyunlu bakıyelerinden olup , Ak Koyunluların Musullu ve Pürnek ( Purnak ) boylarına Safeviler, komple Türkmen demişlerdi. Son olarak , İran 'da yerleşmiş olan Afşarlar da kuruluştan sonra önemli sayılan statüler aldılar..."



    b-)
    Trabzon-Araklı'ya bağlı Purnak Köyü ( Yeni adı Taşlıtepe) Kardeniz'deki varlıklarını da gösterir.



    Paşadüzü'ne adını veren Paşalu ( Paşalı/Paşalıoğlu) oymağı ve sade kendi adını taşıyan Mollaalliler oymağı ( Mollaalioğlu/ Mollaalioğulları) da Ovacık'ta yerleşik olduklarını gösterir.

    c-)
    Yine aynı bölgede Mollaali adında köy'ünde Mollaaliler oymağından kalmış olduğu belli ancak bu soydan kişiler hala bu köydemidir bilemem.


    5-)

    19. y.y.'da Denizli-Honaz'da "Belevi Karyesi Aile Ve Sülale İsimleri'nde" , Alibeşelioğlu, Paşalıoğlu ve Mollaalioğlu beraber yaşamakta.

    Paşalılar bu bölgede Beşeli ve Paşalı adında 2 farklı ada bürünmüş.

    Yine Honaz'ın bir karyesinin adı da Ovacık



    6-)
    "...Köyün yaşayan sülalerinin adları Mugayitoğulları, Ciritoğulları, Budulluoğulları, Mollaalioğulları, Molisinoğulları, Çavuşoğulları, Ceboğulları, Hekimoğulları, Yetimoğulları, Köroğulları, Sıbıçoğulları, Hıdıroğulları, Hacıoğulları, Durakoğulları, Küçükoğulları, Feşeloğulları, Ömerosmanoğulları, Keçecioğulları, Azizçavuşoğulları ve Zıvalıoğulları başlıcalarıdır..."

    Köy, Horasan'dan Tirebolu'ta göçen Çepni'lerden oluşmakta.



    7-)

    Erzincan-Refahiye Pınaryolu Köyü'nde de Mollaalioğulları var ve bölgeye Horasan'dan gelmişler.

    "... Köyün kurucuları horasan dan gelen Tuğcuoğulları,Karaaslanoğulları ve Mollaalioğulları olduğu rivayet edilmektedir..."
    KÖYÜMÜZ HAKKINDA KISA DA OLSA GECMİŞTEN GELEN TARİHİNİ YAZDIM SAYGILARIMLA ................ Hayrullah BOZDAĞ
    Eklenmiş DosyaYorum yapmadan eklentiyi indiremezsiniz..   
         

    Şaban_Gülmez
    Açık Profil bilgileri
    Şaban_Gülmez - Özel Mesaj gönder
    Şaban_Gülmez - Daha fazla Mesajını bul

     08-16-2008, 12:31    #2 
    Şaban_Gülmez
    Site Admin


     


    Üyelik tarihi: 07 21 08
    Mesajlar: 26
    Karizma Puanı: 2000
    Karizma Derecesi :
    [reppower]: 10  

    --------------------------------------------------------------------------------

    Alıntı:
    Şaban_Gülmez´isimli üyeden Alıntı 
    Hayrullah BOZDAĞ


    Kayseri kocasinan kocçagız köyü kısa tarihi
    Bilgiler
    Nüfus 188 [1] (2000)
    Koordinatlar
    Posta Kodu 38130
    Alan Kodu 352
    Yönetim
    Coğrafi Bölge İç Anadolu Bölgesi
    İl Kayseri
    İlçe Kocasinan
    Web Sitesi [2]

    Kuşcağız, Kayseri ilinin Kocasinan ilçesine bağlı bir köydür.


    kocçagız köyü nün cok kısa tarihi


    Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur. köyün kısaca tari olarak bılınen geçim kaynagı hayvancılık oldugu ıcın ıkamet ettıklerı kızık koyunden hayvanları otlatmak amacıyla buraya göç etmişlerdir ama kesin tarihini bilmedigim icin fazla bilgi veremiyorum köy sınırları içersindekızılırmak gecmektedir gectıgımız yıllarda yamula barajının yapılmasıyla koy topraklarının bır bölümü sular altında kalmıstır ayrıyeten köy kültür bakımındanda önemli bir yere sahiptir.köyde iki adet turbe bulunmaktadır .ama kültür ve turzm bakanlıgının ilgi göstermemesi nedeniyle pek ziyaretçisi yoktur.

    daha geniş bilgi icin lütfen sayfanın orta bölümünde KÖYÜMÜZÜN KISA TARİHİ ni okuyun



    [ Coğrafya }

    Kayseri iline 37 km, Kocasinan ilçesine 37 km uzaklıktadır. koçcagız köyü kayseriye 37 km uzaklıkta olup dort bır yanı daglarla cevrıidir.köyün bır bolumu karasal oldugu gıbı bır bolumundede karadenız ıklımı görülür köyde toprakları tarıma elverislidır köyde nöbetlese tarım yapılmaktadır ama sehre göçun olması koydekı tarımı etkılemıstır koyun nufusu kayıtlarda 188 de olsa gercek nufusu yaz aylarında artmaktadır bunun nedenı hem almancı dedigimiz kisilerin izine gelmesi hemde köyun havasının serin olması nedenıyle sehırde yasayanlarda yaz aylarınıu burada gecırmektedir

    { İklimi }

    Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir. KÖYDE KARASAL İKLİM GÖRÜLDÜGÜ GİBİ ALT KESIMLERİNDE KARADENİZ İKLİMİ GÖRÜLMEKTEDİR KÖYDE FINDIK GİBİ KARADENİZ BÖLGESİNDE YETİŞTİGİ GİBİ KÖÇCAGIZ KÖYÜNDEDE YETİSİR AYRICA EGE BÖLGESİNE AİT ÜZÜM BU KÖYDEDE VYETİŞMEKTEDİR .ÜZÜM YETİŞTİRİCİLERİ AYRICA KOMŞU KÖY OLAN SİLAHTARDA DÜZENLENEN ÜZÜM FESTİVALİNEDE KATILMAKTADIR


    { Nüfus }

    Yıllara göre köy nüfus verileri
    2007 180
    2000 188
    1997 188

    { Ekonomi }

    Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

    { Muhtarlık }

    Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

    Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

    2004 - ahmet turhan
    1999 - mehmet tugran
    1994 - mehmet özenç ahmet turhan
    1989 - şakir allek


    { Altyapı bilgileri }

    Köyde, ilköğretim okulu vardır. Taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün [[içme suyu şebekesi vardır. fakat kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
    KÖYÜMÜZÜN KISA TARİHİ
    Paşalu, Paşalı, ( Beşelü, Beşeli), Paşalıoğlu, Paşaoğulları ve Mollaalilü, Mollaalili ( Mollaalioğlu, Mollalioğulları)

    1-)

    "...Köyün yakınlarında Paşalı mezraına gittik. Yıkıntıların yeri belli ama taşları halk kullanmış ve başka bir yerlere taşımış. Şimdi bu Paşalı adı niçin önemli diyeceksiniz? Paşalı, o bölgeye yerleşen Türkmen oymağının adıdır. Eyim köyünü kuran da Paşalı oymağıdır.

    Paşalılar hakkında size biraz bilgi vereyim. Bu Türkmen obası, Sis (Kozan) taraflarından gelip Tomarza bölgesindeki Seyitli, Tatılı ve Niğdeli kışlaklarına yerleşmişti. Tatılı kışlağındaki Türkmenler daha sonra Sarıoğlan bölgesine geldiler. 1584 yılında Paşalılar Beğdili köyünde 11 hane (bu köyün yerini hala bulamadık), Yüreğir köyünde 15 hane (Kocasinan bölgesinde Eyim köyünün yakınlarındadır), Kozluca köyünde 16 hane (Kozluca adıyla göçen köyün Eyim’in komşusu olan Koççağız olduğunu sanıyoruz) ve Eyimli Köyünde 11 hane nüfusları vardı..."

    "...Eyim köyü coğrafyasında 11 hane olarak karşımıza çıkan Paşalılar, bugün de köyde 11 ayrı sülaleye bölünmüşler. Köyün kurucu sülalelerinden olan Paşa Hasanlar’ın adında geçen Paşa lakabının da Paşalı oymağı ile ilgili olduğunu sanıyoruz. Diğer kabileler de şunlar: Mullalar, İmamoğlu, Kahyalar, Yarpuzlar (Karacalar), Kösegil, Dervişkâgil, Hıdırgil, Kör İbişler, Mantıcılar, Çuhadaroğlu..."


    "...İbrahim Eker, bölgenin tarihi hakkında bilgi verirken “1522 yılında Andırın’ın Cambaz ve Katırcı Yaylalarındaydık. 1515 yılında Yavuz Sultan Selim, Durna Dağı savaşında Dulkadirliği Beyliğini yok edip Anadolu’nun birliğini sağlamaya yönelince Dulkadirli topraklarındaki Türkmenlerin büyük bölümü Kayseri, Sivas, Yozgat, Kırşehir, Nevşehir ve Ankara bölgesine dağıldılar.

    Bizim halkımız Eymürlü de o tarihlerde Andırın’dan Kayseri topraklarına geldiler ve Paşalı’yı kurdular. Sonra da birkaç km ötedeki Eyim köyüne geçtiler” diyor. İbrahim Eker’e göre, Paşalılar, Oğuzların Eymür boyundan geliyor ve bu ad zamanla değişerek Eyim olmuş..."



    2-)

    "...MANAVLAR: Bozüyük’ün en eski sakinleridir. Köklü gelenek ve görenekleri vardır. Bozüyük içinde yoğun olarak Kasımpaşa Mahallesi’nde ikamet ederler.

    Bozüyük dışında Dodurga ,Yeni Üreyil ve Günyarık manav köyleridir.

    Bozüyük’ün kurucu aileleri arasında Askerametler, Azeler, Bakkalcılar, Başollar, Berberler, Bayramlar, Bölükler, Çırbınlar, Cızıklar, Celler, Çakırlar, Çomalar, Çiloğlanlar, Çakırçavuşlar, Demirciler, Deloğlanlar, Delametler, Delhaliller, Dikiciler, Emetliler, Fıçıcılar, Gagalar, Gazdervişler, Gavaslar, Hacı topallar, Habibler, Hancılar, Hacacıklar, Hacıabdinler, Hacı İbramlar, Kahyalar, Kapsızlar, Kavcılar, Karagözcüler, Kırişler, Kuşçular, Kürkçüler, Kurtametler, Kuyucular, Karaoğlanlar, Köseveliler, Kısakadirler, Kıvrıklar, Kösemenler, Kıtırlar, Lamburloplar, Mıratlar, Müezzinler, Nalbantlar, Nebiler, Pateller , Petişenler, Pamuklar, , Paşalılar, ] ,Saraylılar, Sarılar, Topçular ve Zeybekler yer alır..."

    3-)
    Erciyes Kasabası ( Reşadiye)
    Başbakanlık arşivlerindeki Osmanlı Dönemine ait 1510 ve 1520 yıllarını kapsayan Tapu Tahrir defterlerinde Kayseri Sancağı Kır İskan Merkezleri olarak nahiyelere ayrılmıştır; bu nahiyeler:

    I-SAHRA NAHİYESİ : (Bağlı köyler)

    Gökçe Hisarı ,Paşalu,Meşhed ini , Salur, Arguncuk, Kızık, Saraycık , Kumarlı ...vs

    Üstte Bozüyük'te Saraylılar adıyla Paşalılar'ın yanında yer alan Saraylı oymağı da Erciyes Kasabası'nda 1500'lerde Paşalu Köy'ne adını veren Paşalu oymaği ile beraber yerleşik ve Saraycık adıyla da kendi köylerini kurmuşlar.

    Saraylular Kıpçak boyudur. Oğuzlar'dan önce Doğu Karadeniz sahili boyunca yerleşenleri ve daha sonra Oğuzlar ile Anadolu'ya yerleşenleri vardır. Bunun dışında Kıpçaklar, Hindistan'da Borlu ( Ulu-borlu, Kiçi-borlu) oymağından bir bey ile Balabanlı Devleti'ni kurmuşlar, Mısır'da Kölemen Memlük Devleti'ni de ( daha sonra yönetimi Çerkezler almıştır.) kurmuşlar. Dersim bölgesine de bu bölgedeki bazı aşiretlerin köklerini dayandırdıkları Cellalettin Harzemşah ile 1200 lerde gelmişlerdir...


    4-)

    "...YAYLA TURİZMİ
    Tunceli topraklarının % 25'ini oluşturan platolar, ilin orta ve kuzey kesimlerinde yayla turizmine yönelik potansiyel yaratmaktadır. Bitki örtüsü, doğal çevre değerleri, manzara olanakları, ulaşım durumu ve diğer turizm kaynaklarına yakın olma unsurları bir arada değerlendirildiğinde, yayla turizmi potansiyeli açısından merkez ilçede Gözen Köyü, Sarıtaş, Gökçek, Karagöl ve Alacık Yaylaları;

    Pülümür ilçesinde Sağlamtaş, Karagöl, Yelekli, Dereboyu, Dağbek ve Çakırkaya Yaylaları;

    Ovacık ilçesinde Koyungölü, Burnak, Eğripınar, Paşadüzü, Gözeler ve Mollaaliler Yaylaları öne çıkmaktadır..."

    Tunceli yani Dersim bölgesine Saltuklulardan beri çeşitli nedenlerle Alevi Türkmenler göç etmiştir.

    Ovacık'ın yayla adlarına baktığımızda meşhur Safevi Alevi boyları'ndan Burnaklar'dan bir koluna bu bölgede yaşamış ve bir yaylaya ad vermiş olduğunu görürüz.

    a-) Burnak, Purnak, Pörnak:


    "...Devletin kuruluşunda rol almayıp sonradan dahil olan boylardan en önemli rol oynayanı Türkmen boyudur.Bu boy Ak Koyunlu bakıyelerinden olup , Ak Koyunluların Musullu ve Pürnek ( Purnak ) boylarına Safeviler, komple Türkmen demişlerdi. Son olarak , İran 'da yerleşmiş olan Afşarlar da kuruluştan sonra önemli sayılan statüler aldılar..."



    b-)
    Trabzon-Araklı'ya bağlı Purnak Köyü ( Yeni adı Taşlıtepe) Kardeniz'deki varlıklarını da gösterir.



    Paşadüzü'ne adını veren Paşalu ( Paşalı/Paşalıoğlu) oymağı ve sade kendi adını taşıyan Mollaalliler oymağı ( Mollaalioğlu/ Mollaalioğulları) da Ovacık'ta yerleşik olduklarını gösterir.

    c-)
    Yine aynı bölgede Mollaali adında köy'ünde Mollaaliler oymağından kalmış olduğu belli ancak bu soydan kişiler hala bu köydemidir bilemem.


    5-)

    19. y.y.'da Denizli-Honaz'da "Belevi Karyesi Aile Ve Sülale İsimleri'nde" , Alibeşelioğlu, Paşalıoğlu ve Mollaalioğlu beraber yaşamakta.

    Paşalılar bu bölgede Beşeli ve Paşalı adında 2 farklı ada bürünmüş.

    Yine Honaz'ın bir karyesinin adı da Ovacık



    6-)
    "...Köyün yaşayan sülalerinin adları Mugayitoğulları, Ciritoğulları, Budulluoğulları, Mollaalioğulları, Molisinoğulları, Çavuşoğulları, Ceboğulları, Hekimoğulları, Yetimoğulları, Köroğulları, Sıbıçoğulları, Hıdıroğulları, Hacıoğulları, Durakoğulları, Küçükoğulları, Feşeloğulları, Ömerosmanoğulları, Keçecioğulları, Azizçavuşoğulları ve Zıvalıoğulları başlıcalarıdır..."

    Köy, Horasan'dan Tirebolu'ta göçen Çepni'lerden oluşmakta.



    7-)

    Erzincan-Refahiye Pınaryolu Köyü'nde de Mollaalioğulları var ve bölgeye Horasan'dan gelmişler.

    "... Köyün kurucuları horasan dan gelen Tuğcuoğulları,Karaaslanoğulları ve Mollaalioğulları olduğu rivayet edilmektedir..."
    KÖYÜMÜZ HAKKINDA KISA DA OLSA GECMİŞTEN GELEN TARİHİNİ YAZDIM SAYGILARIMLA ................
     

    Köyümüz ve Komşu Köyler
    Köyümüzün düğün adetleri:
    1- Görücü

    Evlenme çağına gelmiş genç erkeğin ebeveyni aralarında anlaşıp, oğullarını evlendirmeye karar verirler. Bir erkeğin evlenebilmesi için askerliğini yapmış olması ilk şarttır. Çünkü askere gidip de dönmemek var. Şimdi bile askerliğini yapmış olanlar daha kolay kız bulabilirler. Kızı olan bir aile, kızlarının şehirden ayrılmaması için damat adaylarından talebeliğini bitirmiş olmalarını ve daimi mukim, iş güç sahibi olmalarını isterler. Bu şartlarda olmayıp ta evlenmek isteyen gençler, ailelerine olgun ve ağırbaşlı görünmek istemelerine rağmen, yine de bu dileklerini ebeveynlerine ima ederler. ''Başımı alıp gideceğim'', ''bıktım bu yalnızlıktan'' gibi...

    Kayserili 30 - 40 yıl önce, modern, şehircilik başlamadan kaldırımlı dar sokakları olan mahallelerde ''hayat'' tabir edilen uzun avlulu genellikle tek katlı evlerde otururlardı Evlenebilecek yaşta kızı olan her kız evi, sabah erkenden hayatı süpürür, dış kapının önünü, kaldırımları yıkar, O evde kız olduğu hemen anlaşılırdı, şimdi ise büyük apartman dairelerinde böyle belirtiler bulundurmak mümkün değil. Zaten gerek de kalmadı. Çünkü kadınlar artık eskisi kadar dışarıya kapalı ve erkeklerle ilişkisiz değil. Kız evi gelecek görücülere iyi ve temiz görünmeye çalışır Oğlan evi görücüleri ki bunlar: anne, anneanne, babaanne, abla olur, sabahın sekizinden itibaren dünür gezmeye başlarlar, Önünü temiz buldukları kapıyı çalarlar. Kapıyı kız anası açar. Hiç bir şey sormadan misafirleri buyur eder. Ya da görücüler ''misafir alır mısınız?'' diye sorarlar Görücüler döşenmiş temiz odaya alınır. Biraz sonra görücülerin en yaşlısı 'hanım kızımızı görelim'' der, Kız temiz giyimiyle gelir, hiç bir şey söylemeden misafirlerin elini öpüp çıkar. Daha sonra yine en yaşlı misafir su ister. Suyu kız getirir. Misafir suyu ağır ağır içerken, bir kenarda başı önünde ayakta duran kız, baştan ayağa süzülür. Su içildikten hemen sonra başka bir şey ikram edilmeden misafirler gider. Giderken mahalledeki diğer kızların evlerini sorarlar, ev sahibi de tek tek tarif eder. Görücüler gördükleri kızlardan beğendikleri birini almaya karar verirler. Diğer yakın akrabalar da gidip kızı görürler. Hepsi de beğendikten sonra kız ve ailesi hakkında araştırma yapılır. Bu araştırmada namus, iffet. mali durum ve irsi bir hastalık olup olmaması ilk planda gelir. Kızı almak için bir engel görülmezse nadiren kız, oğlana bir fırsat kollanarak gösterilir, Oğlan şiddetle karşı çıkmadığı sürece bu işten pek vazgeçilmez, Zaten erkeklerin çoğu da annelerinin buldukları kıza razıdırlar.
    Kızı beğendikten sonar, kız evine giderek, Görücü; ''kızınızı beğendik, Allah'ın emri, Peygamber in kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz, Bizim lakabımız, adımız soyadımız şudur. Oğlumuz şu işi yapar, işyeri şurdadır, evimiz şurdadır'' der. Eğer varsa oğlanın Kartviziti ile fotoğrafını da bırakır, Kızın annesi "bize on-on beş gün müsaade edin bakalım'' der Bundan sonra araştırma sır kız evine gelir. Kızın çok yakınları damat adayını araştırmaya başlarlar. Yine araştırılanların başında, namusluluk, mali durum ve irsi hastalık gelir. Her iki taraf da mali durumlarının birbirine çok yakın olmasına dikkat ederler.

    Her şey mükemmel bile olsa, bir taraf bir taraftan biraz fazlaca zengin ya da fakir ise, ''uyuşamayız, dengimiz değil'' denilip vazgeçilir. Araştırma sırasında, oğlanın kızı nadiren görebilmesine mukabil, kızın oğlanı görmesi hemen hemen hiç mümkün değildir. Kızın erkek akrabalarının çoğu oğlanı belli etmeden görürler. Hatta kızlarının ilerde rahat etmesi, dayak yememesi için, oğlanı herhangi bir konuda kızdırıp, sinirlilik halini kontrol ederler. Gece hayatına, içkiye, namaza olan alışkanlıklar da önemle göz önüne alınır. Bu araştırmalardan dolayı, evlenecek erkekler, bu devrelerde temkinli olurlar. Sinirli olmamaya giyime ve bilhassa cemaatle namaza özen gösterirler.

    Kız evi, alınan müddetin son günü, yakın akrabalarıyla genel bir istişare yaparlar. Müspet ayda menfi cevap kız anasına tembih edilir. Ertesi gün oğlan evi kadınları kız evine gelerek ''nasıl oldu, dünürümüzü gönderelim mi?'' diye sorarlar. Kız evinin cevabı müspetse, kız anası ''Allah yazmış, ne diyelim'' beyanında cevaplar verir. Cevap menfi ise ''kızımız küçük, kusura bakmayın'' der.
    Kız yaşlı ve evde kalmış bile olsa, bu cevap reddetme klişesidir. Görücülerin bu gelişinde de kız görünmez. Hatta şerbete kadar oğlan evinden kimseye görünmemeye çalışır. Kız oğlan evi mensuplarınca görülürse, oğlan evi bunu uğursuzluk addeder.


    2- Söz Kesmek Kahve Almak

    Kadınlar kendi aralarında anlaştıktan sonra, işe kesinlik kazandırmak için, oğlanın babası, amcası ve bir - iki yakın akrabası hemen ertesi gün kızın babasının işyerine, işyeri yoksa ya da müsait değilse, akşam evine giderler. Kız babası misafirlere oldukça rağbet gösterir, ikramda bulunmak için birçok şey teklif eder. Fakat misafirler ille de kahve içmek isterler. Kızın babasının babası, yoksa annesinin babası hayatta iseler bu bulunmazlar. Kız babası kahveyi dedenin (varsa önce baba tarafı, yoksa anne tarafı dedenin) vermesi için misafirlere çay, meyve gibi ikramlarda bulunur. Misafirler de dedenin varlığını bildikleri için, kahve içmekte fazla ısrar etmezler. Fakat her iki dede de hayatta yoksa, kız babasından kahveyi almadan, yani kahve içmeden gitmezler. Dede varsa hemen ertesi gün yine oğlanın babası, amcası, dayısı, dedeye giderler. Çok önceleri, yanlarına bir de imam ve her iki tarafın tanıdığı, saygınlığı olan birini daha alırlarmış. Dededen yine kahveyi isterler, dede de ısrar etmelerini bekler, böylece güya kızı ağıra satmış olur, Misafirler kahveyi içmeye muvaffak olunca kızı resmen kendilerine bağlamış, söz kesmiş olurlar. Kahveler içildikten hemen sonra varsa imam yoksa bulunanların en yaşlısı Kuran okur, dua eder. Diğer ikramlardan sonra büyük kahvenin günü tespit edilir. Bugün; genellikle en yakın cumartesi günü olur.
    Türkiye'nin hemen her tarafında kız isteyene ''verdim'' demek ayıp sayılır. Örneğin Baraklar ''verdim'' demez ''he'' der(1 ). Birçok bölgede olduğu gibi Kayseri'de de ''kahve'' verilir. Böylece muhatap, olumlu cevap almış olur.


    3- Kahve

    Bu toplantı kız evinde olur. Toplantıya kız ve oğlan evinin uzak-yakın bütün akrabalarıyla, oğlanın arkadaşları katılır. çok kalabalık olur. Kız ve oğlan evi birkaç gün önce akrabalarına haber göndererek ''cumartesi akşamı kahveye buyuracaksınız'' dedirtir. Bu davet yalnız erkekler içindir ve bu davete damat adayı Katılmaz. Oğlan evi cuma veya cumartesi günü öğleden önce gereğinden fazlaca toz şeker ve pastayı, ailenin diğer erkek çocuğuyla, yoksa yakın akrabalardan birinin oğluyla kız evine gönderir. Önceleri kız evi toz şekeri eriterek serbest yapardı. Sonraları toz şekerin yerini hazır meyve suyu, yaş pasta veya rulo pasta aldı, Bu gönderilenlerin arasında kahve yoktur fakat nişanda dağıtılacak olan nişan şekeri vardır, Kız evi hediyeleri getiren çocuğa ya mendil, ya kravat ya da para verir. Akşam namazından sonra bütün davetliler gelmeye başlarlar. ilk önce yaşlılardan başlanarak fincan fincan kahve taşınır. Bundan sonra büyük ve geniş şerbet tepsisi odanın ortasındaki bir sehpanın üzerine konur. Tepsinin içi bardak doludur, üstü bir tülle kapalı, tülün üstünde de bir ipek mendil vardır. Tepsi ortaya gelince bir hafız Kuran okur, çiftlerin mutluluğu için dua eder. Duanın akabinde damat adayının en yakın bekar akrabasından biri tepsiye doğru ilerler, hemen mendili cebine koyar, tülü açıp birine verir. (Bu tül daha sonra sürahiye sarılacaktır). Tepsiyi alıp bir-iki misafire ikram ettikten sonra, kız evine mensup bir gence devreder. Şerbetin ya da meyve suyunun yanında kurabiye, yaş pasta yada rulo pastalarda ikram edilir. Oğlan evi gençleri kız evi mensuplarına farkettirmeden evden bazı eşyaları geri verilmek üzere çalıp damat adayına götürerek bahşiş alırlar. Bunlar; basit bardak, bardak altı, kül tablası olduğu gibi, sedir yastığı, vazo, saksı, sandalye, çerçeve gibi hacimli eşyalar çalmaya muvaffak olanlar da görülebilir.
    Misafirlere en son şeker ve çikolata ikram edilir. Bu sırada bir sürahi şerbet veya meyve suyuyla doldurularak tüle sarılır, kurdeleye bağlanır. Bu sürahiyi damat adayına veren genç, damat adayı tarafından mükafatlandırılacağı için, sürahi kız evindeyken damat adayının arkadaşları tarafından kapışılır.
    Misafirler giderken oğlanın babası ve amcası kız evine verilmek üzere, kapıda yolcu edenlerden birine ''kahve parası'' verirler. Verilecek para konusunda daha önce anlaşırlar. Örneğin baba bin Iira vermişse, amca daha az, diyelim beş yüz lira verir.(yıl 1981 )


    4- Dini Nikah

    Dini nikah önceleri düğün haftası içinde yapılırdı. Bu yüzden nikahları kıyılmamış gençler de, islam dinince birbirlerine haram ve ne mahrem oldukları için genellikle gerdeğe kadar görüşemezlermiş. Fakat bu anlayış gittikçe kaybolarak günümüzde hiç kalmamıştır. Şimdi dini nikah, söz kesimi ve kahveden sonra yapılıyor. Böylece birbirlerinin helallileri sayıldıklarından, aylarca nişanlılık devresi yaşayabiliyorlar,
    Dini nikah genellikle kız ve oğlan olmadan onların vekilleriyle yapılır. Vekiller genellikle ikişer erkek olur Vekiller kadınsa, bir erkeğe ilk kadın olması lazımdır. Vekillerin aklı başında ve kötülük yapmak istemeyecek, güvenilir insanlar olması gerekir. Nikahın kıyılması esnasında, daha çok oğlanın düşmanları (kızın da olabilir) gerdek gecesinde oğlanı iktidarsız kılmak için sihir ve büyü yaparak oğlanı bağlarlar. Bu bağlanmalar çeşitli yollardan yapılabilir. Duvara veya tavana çivi çakmak, bir ipi düğümlemek, ağzı açık bir i çakı bıçağını kapamak gibi... Bu gibi büyüsel hareketler hep nikah sırasında olacağı için, nikah kıyan hoca herkesin elini dizinin üstünde görmek ister. Nikahın kıyılacağı zaman ve mekan hoca ve vekillerden başka hiç kimseye bildirilmez. Bu gelenek hala devam eder ve nikahlar gizli kıyılır.


    5- Düzen

    1930-35 yıllarına kadar düzeni kız evi düzermiş, daha doğrusu şerbetlik alırlarmış. Zamanla bu iş oğlan evine kaymış. Düzen düzmek demek, kızın nişan günü ve daha sonra giyeceği elbiselerle. diğer aksesuarı (makyaj malzemesi. ayakkabı. terlik, çanta) almak demektir. Önceleri kıza alınan elbiseler 2-3 katı geçmezken şimdi 10 15 kat elbise alınıyor. O zamanlar bu alışverişe damat adayı iştirak etmezdi ve makyaj malzemesinin yerine de 1-2 kemik tarak alınırdı. Düzene: gelin kız, pek yaşlı olmayan 2 - 3 yakın akrabası, kaynana, kaynata, bir evli, bir bekar kadın ve bazen damat adayı da katılarak öğleden önce gidilir. Akşama kadar çarşıda kalınır. Alınan eşyalar normal olarak şöyledir. Siyah ve bordo kadife elbise, jorjet elbise, altı ipek üstü sırmalı elbise, ''dört etek" elbise, çeşitli desenlerde mevsimlik kumaşlar. Son zamanlarda gündüz ve gece tuvaletleri de alınıyor. Yılan derisinden mamül 2 - 3 çift ayakkabı ve çanta, yazlık ve kışlık terlikler, iç çamaşır, sabahlık takım, kombinezon, pijama, 5 - 1 0 çift çorap ve makyaj malzemesi. Bu eşyalar o gün oğlan evine gelir. Oğlan evi yakınları ertesi gün düzene bakmaya gelirler. Bir iki gün sonra da münasip bir genç eşyaları kız evine götürür. Önceden dikilip hazırlanan mantoyu da beraberinde götüren genç, kız evinden para, mendil veya kravat alır.
    Baraklarda bu alışveriş kızla beraber bütün akrabalarına çok külfetli bir şekilde olurdu.


    6- Resmi Nikah

    Resmi nikah genellikle belediye nikah salonunda değil, kız evinde yapılır. iki tarafın yakın akrabaları toplanırlar. Nikah memurları bilinen seyir içinde nikahı kıyarlar. Nikah kıyılırken gelin ve güvey birbirlerinin ayaklarına basmaya çalışırlar. Burada erkek daha müsamahakardır. Nikah memurlarına kutu içinde şeker ikram edilerek uğurlanır. Nikah dan sonra, birbirlerine bir kurdele ile bağlanmış olan nişan yüzüklerini iki tarafın sevip saydığı bir erkek, genç çiftlere takar, alkışlarla beraber kurdelayı keser. Daha sonra misafirlerin çoğu gider. Kalanlar gelin ve güveyle fotoğraf çektirirler. Son yıllarda gelin ve güvey nikahtan sonra taksilerle gezdirilmeye başlandı. Ayrıca nişan için de ayrı bir toplantı yapılmadan nikahtan sonra kadınlar arasında nişan yapılıp, oğlan evinin hediyeleri veriliyor.


    7- Nişan

    Önceki sayfalarda ''kahve'' başlığı altında anlatılanlar 30 35 yıl kadar önceleri kadınlar arasında ve ''şerbet" adıyla yapılırdı. Şerbette bir nevi başlık parası olan kızın Mihr-i Muaccel'i ile Mihr-i Mahırı tesbit edilirdi. Kıza takılacak takılar evlenince yine kızla beraber oğlan evine geleceği için. kız evine verilen ve yaygın olan başlık diye anlaşılmamalıdır. Nikah hakkı kadının, boşama hakkı ise erkeğindir. Erkek, kadını boşadığı takdirde Mihr-i Mahır yürürlüğe girer ve erkek kadına tespit edilen miktarda peşin ve taksitle (nafaka) para verir. Önceleri kıza verilen hediye 500 ila 20.000 altın kuruş arasında değişirmiş. Hemen hemen 35 yıllık, hatta daha da fazla bir süredir bu para, beşli diye bilinen Cumhuriyet altını olarak verilmektedir. Son yıllarda da beşlinin yerini gerdanlık, inci, platin veya elmas saatler almaktadır.
    Nişan kız evinde olur. Kızın bütün akrabaları, oğlan evinin kıza takı takacak ya da para verecek yakınları toplanırlar. Oğlan evinden bir yaşlı kadın ''gelin kızımızı getirin'' der. Gelin kız yanında bir kız arkadaşıyla gelir. Önce oğlan evi konuklarının, sonra kız evi konuklarının ellerini öper, sonra odanın ortasına gelip durur. Kızın yanına evli bir kadın gelir ve hediyeler takılmaya başlanır. ilkönce kaynananın hediyeleri takılır, Kaynana, altınları kızın yanındaki evli kadına verir, o da takar. Diğer akrabaların hediyelerini de kızın yanındaki kadın, hediyeyi verenin adını yüksek sesle söyleyerek takar. Kız altınları takıp, zarf içinde para olarak verilen diğer hediyelerini de aldıktan sonra tekrar el öperek teşekkür eder. Sonra düzende gelen elbiseleri tek tek giyerek, bir defile gibi gelir el öper. Misafirler giderken gelin kız tekrar el öper. Daha önceleri kaynana hariç diğer oğlan evi yakınları kıza altın değil, halı hediye ederlermiş. Kızın değerli oluşu ve çeyizinin zenginliği, halılarına bakılarak ölçülürmüş. Şimdi yine her kızın çeyizinde birçok halı bulunur.
    Nişanla düğün arasına Ramazan Bayramı girdiği takdirde oğlan evi tarafından kız evine kına, yazma, ayakkabı, çerez v.s. gönderilir. Kurban Bayramı'nda ise kız tarafına kurbanlık koç gönderilir(3).
    Çünkü kız nişanda birçok altına sahip olmuştur. Bu altınlar kızla beraber oğlan evine geleceğine göre, bu altınlara düşen kurbanı almakta oğlan evine düşer.
    Düğünden sonraki ilk dini bayram ziyaretinde de kız evi, kızlarına bir ayakkabı veya terlik, damatlarına da gömlek, kravat gibi hediyeler verirler.


    8- Dünürlük çağırma

    Dünürlük gezmeleri nişandan hemen sonra başlar. Kız evinin bütün yakınları dünürlük çağırırlar. Kız evinin ve oğlan evinin yakınları da bu davete icabet ederler. 1940 öncesinde bu toplantılar öğleden önce, öğleden sonra ve akşam dahi yapılırmış. Sonraları yalnız akşam yapılmaya başlanmış. Son yıllarda ise yalnız öğleden sonra yapılıyor. Bu toplantılara erkekler katılmaz, yalnız kadınlar arasında olur. Gelin kız her toplantıda, giyebilecek bütün elbiselerini giyerek defilenin tek mankeni olur. Bu toplantılar sonunda iki taraf akrabaları birbirlerini gerektiği kadar tanıyıp, akrabalıklarını pekiştirmiş olurlar.
    Düğün safhasının bunun gibi birçok toplantılarında ve düğün haftasının salı akşamı kız kınasında çeşitli oyunlar oynanır. Bu oyunlardan biri ''seke seke ben geldim'' oyunudur. Bu oyunu kız çocukları ve genç kızlar oynarlar.
    Kızlardan biri görücü, biri de gelin olur. Diğer kızlar, gelini aralarına alarak otururlar. Görücü kız, uzaktan bir ayağının üstünde seke seke gelerek, gruba hitaben; ''seke seke ben geldim'' der. Grup hep bir ağızdan ''sekmeden sefa geldin'' derler . Diyalog şöyle devam eder:

    - Annem tuz istiyor .
    - Tuzumuz yok,
    - Annem kız istiyor.
    - Kızımız yok.
    - Kızınız nerde?
    - Hamamda,
    - Çağırın gelsin,
    - incisi mercanı üzülür.
    - incisinin mercanının yerine bir beşli versek?
    - Olmaz,

    Görücü kız ''peki'' deyip gider. Tekrar seke seke gelerek aynı sözler tekrarlanır. Görücü kız ''kızımız hamamda'' cevabını alınca ''hamamda yok'' der. "Öyleyse dikenli tarlada'' derler. Görücü kız gider ''uff, ayağıma tiken battı'' diyerek seke seke gelir. Bu seferde 'çamurlu tarla''ya gönderilir. Kız yorgun bir şekilde tekrar gelir gelmez, anası yerine ''ağam (ağabeyim) bir kız istiyor'' deyince, krubdaki kızlar sevinçle aralarında sakladıkları gelini çıkartarak ''al öyleyse'' derler ve oyun biter.


    1. Yemek - Davet

    Yemek, oğlan evi tarafından düğün haftasının ilk günü olan pazar günü gündüz verilir. Oğlan evi ilk erkek çocuğun düğününde yemek verir, 2. 3. 4. ... çocuklarının düğünlerinde genellikle yemek verilmez. Fakat çok zengin olanlardan 2. çocuğu için de yemek vermesi beklenir.
    Düğün haftasından önceki hafta, yemek hazırlıkları yapılır. Önceleri okuyucu kadınlar davetçi olurlardı. Sonraları davetiye bastırılmaya başlandı. Oğlan evi yeteri kadar davetiyeyi hafta içinde kız evine gönderir. Kız evi de kendi münasip gördüğü akraba ve dostlarına dağıtır. Çarşamba yada en geç perşembe gününden itibaren aşçı kiralanır. Ev halkı ve aşçıya yardım edebilecek 4-5 kadın, üç gün içinde (perşembe, cuma, cumartesi) bütün yemekleri yaparlar. Börek baklava büyük sinilerle mahalle fırınında pişirilir.
    Pazar günü saat 10 dan itibaren ayrı ayrı saatlerde, ayrı ayrı sofralar düzenlenir. İlkönce bir veya iki sofra kız evinin erkekleri ağırlanır. Sonra davetlinin sayısına göre iki veya üç sofra da, oğlan evi erkeklerine hazırlanır. En son kız evinin kadınlarıyla, oğlan evinin kadınları ayrı ayrı sofralarda yemek yerler. Her sofradan sonra Kuran okunarak, Allah'a hamt ve şükredilerek evin bereketli olması için dua edilir. Yemek, önceleri ''savir'' denilen sofralarda yenirmiş ve ''somalı'' adı verilen peçeteler kullanılırmış.

    Yemeklerin veriliş sırasında göre isimleri şöyledir:

    1- Kuşbaşı etli, pirinç çorbası.
    2- Kızarmış ve haşlanmış et
    3- Muska (açma) börek.
    4- Muhallebi veya sütlaç.
    5- Yoğurtlu yaprak sarması.
    6- Baklava.
    7- Bamya çorbası.
    8- Pirinç pilavı.

    Sofranın başından sonuna kadar salata, hoşaf, komposto, turşu hiç eksik olmaz.


    2. Kalın Duası (1)

    Düğün haftasının ikinci günü, yani pazartesi günü sabah erkenden oğlan evinin en yakın yaşlı ve genç erkek akrabalarıyla, o güne kadarki törenlere katılamamış dost ve yakınları oğlan evinde toplanır. Misafirler oğlan evine ''kalınınız mübarek olsun'' demeye gelirler. Misafirlere yalnızca şeker ve çikolata ikram edilir. Oğlan evi kalında kız evine gidecek olan şamdan ve hediyeleri hazırlamış, valizlere yerleştirmiştir. Elektrik yaygınlaşmadan önce şamdanda, iri ve renkli mumlar olurdu. Sonraları mumların yerine, uzun beyaz ampuller konuldu. Oğlan evinin hediyeleri genellikle kumaş olur. Geneline 2-3 kat elbise, kız anasına başörtüsü, elbiselik kumaş, kız babasına takım elbiselik kumaş, gömlek, çorap v.s. konulur. Kızın ailesinden diğer fertlere de (dede, anneanne, babaanne, kardeşler, yengeler, yeğenleri bu türden hediyeler gönderilir.
    Oğlan evinde herkes toplanınca şamdan yakılır, Kuran okunarak dua edilir. Duadan sonra münasip görülen iki genç, şamdanı ve valizleri alarak kız evine götürür. Kız evinde de yakın akrabalar toplanmış, gelecek kalını beklemektedirler. Kalın gelince yine şamdan yakılıp, Kuran okunarak dua edilir. Biraz sohbetten sonra, kalını getirenler, müsaade alarak giderler. Giderken kız evi, bu iki kişiye gömlek, kravat, mendil, veya havlu gibi hediyeler verirler.


    3- Ceyizaltı

    Kalın kız evine geldikten sonra, kızın çeyizi bir odada sergilenir. Buna ''çeyizin ipe çıkması' denir. Gün boyu çeyiziyle uğraşan genç kızlara '' çeyizin ipe mi çıkıyor'' diye Iaf atılır. Çeyizle beraber, kalında gelen hediyeler de sergilenir. Öğleden önce başlayarak, iki tarafın kadınları çeyize bakmaya giderler. Kızın yakınlarından biri devamlı çeyizi tafsilatlı olarak misafirlere anlatmaktadır.
    Eskiden oğlan evi kadınlı, erkekli genellikle damadı da alarak çalgılı bir grup halinde çeyizi görmeye giderlermiş. Kimseye göstermeden, çeyizden bir parça alıp damada veren damattan bahşiş alırmış.
    Çeyizin iki taraf akrabalarına da bütün ayrıntılarıyla gösterilmesinin sebebi, ilerde herhangi bir anlaşmazlık ya da ayrılık halinde, kız, malını mülkünü yani çeyizini alıp giderken, şu senindi, bu benimdi gibi bir ihtilafa düşmemek içindir, Çeyizaltına ayrıca ''yük kayması'' adı da verilir.


    4- Gelin Hamamı

    Hamama salı günü gidilir. Gelin hamamı, oğlan evinin verdiği yemeğe karşılık olsun düşüncesiyle kız evi tarafından yapılır. Daha önceden kız evi iki taraf akrabalarına sabun gönderir.
    Sabunun üzerine bir etiketle hamamın ismi yazılmıştır. Hamama girilirken bu sabun, davetliye ve bilet yerine geçer. Hamam kız evi tarafından bir günlüğüne kiralanmıştır. Bu yüzden ayrıca müşteri alınmaz. Hamama gelemeyecek olanlar mazeretlerini belirterek sabunu almazlar. Sabunu alıp ta hamama gelmemek ayıptır. Hamama sabah erkenden gidilir. Kız, hamama gelince gelinliğini giyer. Hamamın bakıcısı natır iki eline mumlar alır, arkasına genç kızlar aralarına gelini de alarak ikişer sıra halinde dizilirler. Şadırvanın etrafında dönerek türkü söylenip, maniler okurlar. Bu sırada oğlan evi kadınlara sepileri saçar.
    Oyundan sonra oğlan evi kızı alır, soyundurup ipek peştemala sarar. Omuzlardan birini açık bırakırlar. Kız üşümesin diye de ''fıta'' denilen ipekli bir kumaşla sırtını örterler. Ayağına sedefli gümüş takunya (nalın) giydirilir. Bütün bu işler ve yıkanma süresince kız evinden hiç kimse kızın yanında bulunmaz. Yine sıra halinde türküler söylenerek iç hamama geçilir. göbek taşının etrafında dönülerek oyunlar oynanır. Kız bir leğenin içinde yıkanır. Kız kız evine teslim edilirken ''muhakvakkaten'' diye verilir. Kız, bütün bu seramonilerden mahçup ve mahzundur.

    Hamamda söylenen manilerden biri şöyledir:

    Yol Üstünde halıyım
    Halının bir dalıyım
    Dokunmayın siz bana
    Ben bir yiğit malıyım .

    Hamamda gelin kıza ve genç kızlara kına yakılır, portakal v.b. meyvelerle turşu yenir. Saçları ağarmış yaşlı kadınlar dahi hamama gelirler ve saçlarına kına yakarlar.


    5- Kız Kınası

    Salı akşamı kadınlar kız evinde toplanırlar. Bu toplantıya konu-komşu, eş-dost bütün kadınlar davet edilmeden gelebilirler. Eskiden mutaassıp olmayan bazı aileler çalgıcı tutarlarmış. Şimdi kız kınasında, çalgı çalmak adeti tamamen kaybolmuştur. Gençler aralarında, türküler söyleyip, oyunlar oynarlar. Gelin kızın ve arkadaşlarının ellerine kına yakılır.

    Ali dağı Türküsü:

    Ali dağı derler, dağlanrın hası,
    Kucağına çekmiş koca Talas'ı,
    İndim Asarcığa yedim kirazı.
    Eşim aman aman bızdık bızdık
    Yeniden gaydayı düzdükdüzdük
    Gülleri gezdikgezdik
    Çirkinlerden bezdik bezdik


    6- Kız Kınası

    Eskiden çeyiz getirmek oldukça zahmetli olurmuş. Atlar veya develer süslenir, oğlan evinden kafileyle gidilirmiş. Kız evi önünde, davul zurnalarla güreşler yapılırmış. Kafile dönerken, başka bir kafileye rastlanırsa, yoldan ilkönce geçmek ve böylece uğur kazanmak için kavga edilirmiş. yaralananlar bile olurmuş.
    Son zamanlarda bir kamyon kiralanıyor, 1-2 taksinin de iştirakiyle çarşamba sabahı kız evine gidiliyor. Kuran ve duadan sonra yaşlılar oturup kahve içerken, gençlerde hamallarla beraber çeyizi kamyona yüklerler Yükleme işlemine kız evine mensup kimse Katılmaz Çeyiz oğlan evine gelince hemen yerleştirilir.
    Çeyize; düzende kıza alınan elbise ve eşyalarla, nişanda oğlan evi tarafından takılan takılar da dahildir. Önceleri yatak odası takımını yani, karyola, gardrop, komidin, tuvalet masası ve aynası gibi eşya kızın çeyizinde olurdu. Sonraları yatak odası takımı almak oğlan evine layık görülmüş ve şimdi halen böyledir. Kızın çeyizinin büyük kısmı, akrabalarının aldığı hediyelerle tamamlanır.

    Normal bir çeyizin muhteviyatı şöyledir:

    Mobilya takımı, vitrin (büfe), buzdolabı, çamaşır makinesi, büyük yemek masası, kristal vazo ve süs eşyaları, akla gelebilecek her türlü, haddinden fazla mutfak eşyası. büyük taban halıları, somya halısı, sedir halısı, bir yüzü halı kaplı 6 ila 12 sedir yastığı, seccade, Kuran-ı Kerim. en az 5-6 takım yatak yorgan yastık, çeyiz sandığı, güveye kumaşlar, her türlü giyecek, cüzdan, kemer gibi eşyalar. Kaynana, kaynata, elti, görümce, kayın, yeğen, amca. dayı, ame(hala), teyze, amca karısı, dayı karısı, babaanne, anneanne, dede gibi hemen bütün oğlan evi akrabalarına giyecek cinsinden çeşitli hediyeler.


    7- Erkek Kınası

    Erkek kınasına genellikle kına gecesi de denir. Kına gecesi çarşamba akşamı oğlan evinde olur. Çoğu aileler salı akşamı da toplanırlar. Fakat hiç bir merasim olmadan sadece sohbet edilir. Kayseri yerli halkı genellikle İslam dinince yasak ve haram olduğu için çalgılı, köçekli (dansöz) ve içkili düğün yapmazlar. Fakat böyle düğünlere de sık sık rastlanır. Erkek kınası çalgılı ise, genellikle içki de içilir, salı ve çarşamba olmak üzere iki gün olur. Bu toplantıya oğlan evinin bütün akrabaları, yakınları. komşular ve mahallenin bütün erkekleri kendiliğinden dav­etlidirler. Yeni gelenlere hemen sigara tutulur, su ikram edilir. Bu toplantıda gençler ve yaşlılar ayrı ayrı odalarda otururlar. Yatsı ezanından sonra damat hariç bir grup yaşlı ve genç kız evine giderler. Bu gidiş önceleri at arabaları, faytonlarla olurdu. Şimdi taksilerle korna çalınarak gidilip geliniyor. Eğer çalgı varsa, çalgıcılarla enstrümanlarını çalarak giderler, kız evi kapısında beklerler, dönüşte yine çalgı çalarlar. Kız evinde gençlerin çok olmadığı bir grup oğlan evinden gelecekleri beklemektedir. Misafirler geldik­ten sonra şeker ikram edilir. Bu şekeri yaşlılar yer, gençler yemeyip ceplerine koyarlar. Önceleri kahve de verilirmiş ve yine gençler kahveden bir yudum aldıktan sonra içme­zlermiş, Şimdi kahve ikram edilmiyor. Biraz sohbetten sonra kız evinden yaşlıca biri ev sahiplerine hitaben, oğlan evinden gelenleri kastederek, ''ağaları gönderelim'' der. Oğlan evine mensup yaşlı biri ''acelemiz yok, oturuy­oruz gibi cevaplar verir. Bu diyalog bir müddet sonra tekrarlanır. Üçüncü seferde oğlan evinin vekili cevap ver­mez. O zaman şamdanla beraber çerez tepsisi, bir masanın üstüne konur, Çerez tepsisi ortalama 20 cm, çapında işlemeli, kalaylanmış kırmızı bakır tepsidir, Tepsinin ortasında küçük bir tas, içinde kına, kınanın üstünde de iki tane kırmızı kurdela bulunur. Kına tasının etrafında leblebi, kabuklu fındık, kabuklu fıstık, kızıl üzüm ve paşa şekerinden oluşan çerez vardır. Çerezin üstünde, kına tasının iki tarafında, iki tane ipek mendil bulunur. Şamdan ve tepsi ortaya gelince, şamdan yakılır. Kız evine mensup bir hafız Kuran okur, dua eder. Duadan hemen sonra oğlan evine mensup iki gençten bir şamdanı, diğeri tepsiyi alarak çıkarlar. Arkalarından bütün oğlan evi mensupları ''hayırlı mübarek olsun'' temennileriyle dışarı çıkarlar. Yine arabalarla şehrin içinde gezerek güle oynaya oğlan evine gelirler. Yaşlıların bulunduğu odaya girilir. Şamdan yakılır. tepsi ortaya konur. Burada da bir hafız Kuran'dan kısa bir sure okur, dua eder. Daha sonra şamdan ve tepsi gençlerin bulunduğu bölüme getirilir. Burada yere bir halı serilir. Halının ortasına evli ve olgun bir kişi diz çökerek oturur. Bu şahsın sağına damat adayı, soluna bekar yada nişanlı olan sağdıç oturur. Evli şahıs önce damat adayının sağ elinin ayasına sonra sağdıçın sağ elinin ayasına birer parmak kına sürer, kırmızı kurdelalarla ellerini bağlar. Kurdelalar bağlanır bağlanmaz damat ve sağdıcın arkasında hazır bekleyen gençler her ikisinin de sırtını yumruklamaya başlarlar. Sağdıç, damadı korumakla görevli olduğu için, daha çok yumruk yer. Kına yakan şahıs herkese sırayla avuç avuç çerez dağıtır. Geç vakte kadar oturularak oyun oynanır, sohbet edilir.



    8- Gelin Getirme

    Gelin getirme hadisesini, 25-30 yıl önce ve zamanımızda diye iki safhada ayrı ayrı anlatmak daha uygun olacaktır.

    a) 30-35 Yıl Önce Gelin Getinnek

    Gelin kız çarşamba gecesi arkadaşlarıyla beraber bir odada yatar. Perşembe sabahı kahvaltıda katmer yapıp pastırma ile yerler.
    Oğlan evi cephesinde ise; damat, evli sağdıcı ve birkaç arkadaşıyla hamama gider. Hamam ücretini damat öder. Hamamdan çıkınca eve gelirler. Evde bir berber, damadı ve arkadaşlarını tıraş eder. Berbere para yerine bir havlu verilir. Tıraş dan sonra, daha önce kız evi tarafından damada gönderilen takım elbise giydirilir. Takım elbise bir çevrenin içinde gelmiştir. Çevre bir nevi bohçadır. Elbiseyi damada, bekar ve anne babası hayatta olan bir arkadaşı giydirir. Mükafat olarak da bahsedilen çevreyi alır. Bu işler öğleden sonra bitmiş olur. Bundan sonra damat, evli sağdıcı ile yalnız kalır. Sağdıç damada gerdek gecesi hakkında bilgi verir.
    Tekrar kız evindeyiz; Kız, öğleye doğru gelinliğini giyer arada çalgıcı kadınlar kız evinin yakınlarını eğlendirir. Öğleden sonra saat iki civarında, ekseriya kadınlardan oluşan oğlan evi kafilesi (bazen çalgılarla) gelin kızı almaya gelir. Yengeler içeri girip kızın koluna girerek yakınlarıyla vedalaştırılırlar. Kız dış kapıda annesinin, babasının ellerini öper, kardeşleriyle vedalaşır. Bu arada kız babası, kızının beline kırmızı bir kuşak ya da bir kemer bağlar. Bu, kızın bekaret nişanı, bakirelik belirtisidir. Buna da zaten ''bekaret kemeri'' denir. Kız vedalaşma merasimi başlayınca ağlar. Kızın ağlamaması ayıp sayılır. Kız kapıdayken çalgıcı kadınlar;

    Hamamda yunduğum taşlar
    Emmi, dayı. kız kardaşla
    İşte geldim gidiyorum
    Sılamı terkediyorum
    Tuz kabını tuzsuz koyun
    Anasını kızsız koyan
    İşte geldim gidiyorum
    Sılamı terkediyorum.

    diye yanık bir türkü söyleyerek, kız anasını ve kızın sevdiklerini büsbütün ağlatırlar. Kayseri'de şöyle bir rivayet vardır.
    Kız anası ve yengelerin kolunda gitmek üzere olar kız, o kadar çok ağlarmış ki; kızın anası dayanamayıp, ''peki kızım, gitme öyleyse'' demiş. Kız, ağlamaklı cevap verirken geleneği ve gerçeği dile getirmiş, ''hem ağlarım, hem giderim''.
    Kız süslü bir ata veya paytona bindirilir. Yenge alayı, türküler ve çalgılarla şehri gezerek oğlan evine gelir. Kızını yolcu eden ana, hemen odanın bir köşesine bir mum yakar. Buna ''güdür mum'' denir. Bu mum, kendiliğinden sönmeden sonuna kadar yanıp biterse, kızın ve yuvasının mutlu ve huzurlu olacağına inanılır. Koçuyla beraber kız evinden 1-2 kadın da oğlan evine gelir. Gelin anası evin­den ayrılınca, hemen bir yastık oğlan evine gönderilip gerdek odasına konur. Yenge alayının yolunu kesip bahşiş almak, hemen her yerde olduğu gibi Kayseri'de de adettir. Koçu oğlan evine gelince, güveyin babası gelinin başına buğday ve bozuk para atar. Bu gelinin yeni evine bolluk ve bereket getirmesi içindir. Atılan para ve buğdaydan ceplerine koyanlar, ilerde zengin olacaklarına inanırlar. Gelin, kapıda kendisini karşılayanların ellerini öper. Kayınbaba gelinin elinden tutarak kapının eşiğinden geçirir. Bu sırada kapının üstünden gelinin 2-3 adım önüne su küpü, çömlek, testi gibi bir şey atılır, Gelin buna tembihli olmasına rağmen yine de irkilir. Bu korkunun; gelinin kendine gelme­si, şuurunu toplaması endişelerinden uzaklaşması gibi faydaları olduğu iddia edilir. Kaynata, gelini kaynanaya teslim eder. Kaynanana gelini kolunun altından başını eğdirerek geçirir. Böylece emirlerine itaat istediğini ve kaynanaya karşı gelinmeyeceğini, kendince geline hatırlatmış olur. Odadan içeri girilirken, kadınlar hep bir ağızdan ''gelin gelin hoş geldin, doğurduğun oğlan, doğradığın kuyruk olsun, ayağın kademli olsun'' diye bağırırlar. Gelin, oradakilerin ellerini tek tek öper. Sonra bir sandalyeye oturur. Kaynana gelinin ağzına duvağının altından şeker verir. Bu şeker, gelin - kaynana kavgası olmadan iyi geçinmeleri içindir. Bir müddet sonra gelin gerdek odasına alınır ve yengelerle sohbet eder. Düğün yemeğini yapan aşçı kadın, bir fincan kahve yaparak geline verir. Gelin kahveyi önce içmez, aşçı duvağının altından bir yudum tattırır. Gelin de aşçıya, babasının verdiği harçlıktan bir miktar bahşiş verir. Sonra kahveyi içer.

    b) 25-30 Yıldan Beri Gelin Getirmek

    Şimdi bu adetlerin birçoğu değişmiş, birçoğu değişik boyutlar kazanmış, birçok da yeni adet eklenmiştir. Gelin getirme işi son yıllarda şöyle yapılmaktadır.
    Perşembe günü öğleden önce, yakın akrabaları kızı uğurlamak için kız evine gelirler. Kızın yakın arkadaşları kıza gelinliğini giydirip, kuaföre götürürler. Kuaförden gelindikten sonra, gelinin, ailesiyle fotoğrafları çekilir.
    Oğlan evi bu sırada bir taksiyi çiçeklerle ve renkli kağıtlarla donatır ve süsler. Taksinin arka camına gelin ve güveyin isimlerinin baş harfleri çiçeklerle yazılır. Arabanın önüne karanfillerden yapılan, bilinen at nalı şeklindeki taç takılır. (Taç, bize hiristiyanlardan intikal etmiş bir adettir.) Önde gelin arabası. arkada 10 ila 40 taksilik bir konvoy halinde, kadınlı erkekli ve genellikle damatta dahil olarak kız evine gidilir. Kafileden damat ve yengeler içeri girerler, diğerleri dışarıda beklerler. Damat elinde bir buket çiçeği gelin kıza veriri. Damat gelinle beraber oradaki kadınların ellerini öpüp vedalaşırlar. Kapıda. aileden olan , diğer fertlerin ve en son kız babasının eli öpülür. Bu sırada iki tarafta bu güzel anları tespit için fotoğraf çekerler. Gelin ve damat. gelin arabasına binerler. Arkalarındaki uzun konvoyla korna çalarak oğlan evine gelirler. Gelirken şehrin ana caddeleri gezilir ve bu arada bir kaç kez konvoyun yolu kesilir. Damat, içinde bir miktar para olan zarflardan yol kesicilere vererek. yolun açılmasını sağlar. Koçuya kız evinden kimse katılmaz. Damat ve gelin arabadan inerken, damadın babası başlarına para sepisi saçar. Bu para eskiden olduğu gibi uğur getirir diye kapışılır. Gelin ve damat kapıdaki büyüklerin ellerini öpüp, alkışlar arasında içeri girerler. İçerde de, önce kaynananın, sonra diğer büyüklerin elleri öpülüp, tebrikler kabul edilir. Bir müddet devam eden fotoğraf çekiminden sonra erkekler dağılır. Kadınlar oturmaya devam ederler. Damat sakin bir yerde sağdıcı ile yalnız kalır. Bu sırada gelin kız da gerdek odasına alınır. Kahve ikram edilir. Akşam yemeğini gelin, gerdek odasında yengelerle birlikte yer.


    9. Gerdek

    Adetlerin en çok değiştiği, daha doğrusu yok olduğu düğün kısımlarından biri de gerdek gecesidir. Bu yüzden bu kısmı da ayrı ayrı anlatmak daha münasip ola­caktır.

    a) 30-35 Yıl Önceye kadar

    En yakın akrabalarla yenen akşam yemeğinden sonar, yatsı namazı için camiye gidilir. Yaşlılar önde, damatla beraber gençler de arkadan gider. Camiye gidilirken ve gelinirken 7-8 çocuk ellerinde fener taşır. Elektrik yaygınlaştıktan sonra bile, fenerle gidip gelme yıllarca devam etmiştir,
    Aynı camide gerdeğe girecek bir başka damat daha varsa, iki taraf da camiden, diğerinden önce çıkmaya çalışır. Çünkü camiden önce çıkan damadın erkek çocuğu olacağına ve daha mutlu bir hayat süreceğine inanılır. Bu yüzden caminin içinde kavga bile edildiği olur. Bir tarafta­kiler diğer taraftaki damadın ayakkabısını çalmaya çalışırlar. Sağdıç damadın ayakkabısını korumakla görevli­dir. Kavgaya meydan vermemek için, damatlar caminin iki ayrı kapısından aynı anda çıkartılırlar.
    Namazdan sonra, cemaatle beraber imam da düğün evine gelir. Damat ve arkadaşları yine yaşlıların arkasında türkü söyleyerek gelirler. Cemaatın camiden dağılmasına yakın bir grup çocuk, evin önünde "alamet" Denilen bir ateş yakarlar. Bu a1eşin gayesi, düğün evinin belli edilme­si ve isteyenin gerdek duasına katılması içindir.
    Evin dış kapısı önünde her kez toplanınca, imam gerdek duasını okur. Duadan sonra damat, önce imamın, sonra babasının elini öper. Diğer yakınları ellerini öptürmeden damadı içeri gönderirler. Gerdek odasında gelin yalnız değildir. Oğlanın yengeleriyle, kızın yengeleri vardır. Damat önde, gelin arkada iki rekat namaz kılarlar. Namazdan sonra, damat gelinin duvağını açmak ister, gelin geri çekilerek mani olur. Bunun üzerine damat geline yüz görümlüğü denilen bir hediye verir. Bu hediye bilezik kolye veya başka bir şey de olabilir. Damat hediyeyi verdikten sonra, yengelerden biri gelinin duvağını toplayıp arkasına atar. Bu esnada gelin ve damattan biri erken davranıp diğerinin ayağına basar. Gelinin yüzünü gören damat dışarı çıkar, teşekkür için annesinin ve diğer büyüklerinin ellerini öper. Tekrar odaya girerken sağdıcı tarafından sırtı yumruklanır. Yengelerden biri bir fincan kahve yaparak geline verir. Gelin de müstakbel kocasına sunar. Kahvelerden sonra yengelerden biri genç çiftleri el ele vererek, üç defa " koşa yaşayın" der ve gençleri yalnız bırakır.

    b) 30-35 Yıldan Beri

    Kültürün artıp, cehaletin azaldığı son yıllarda gerdek gecesi gayet sade olmaktadır. Yine aileye çok yakın 10-15 erkeğin ve sağdıcın katıldığı akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı için camiye gidilir. Namazdan sonra imamın, evin önünde okuduğu gerdek duasından sonra, damat imamın ve babasının elini öpüp içeri girer. Annesinin elini de öptükten sonra, gelinle beraber iki rekat namaz kılıp gerdek odasına girer. Artık evde aile fertlerinden başka Kimse kalmamıştır. Gerdek duasından sonra herkes dağılmıştır.
    Sabahleyin damadın babası ve erkek kardeşleri, çeyizde kendilerine getirdiği eşyalar için geline bir miktar bahşiş olarak para verirler. Ailece yapılan kahvaltıdan sonra damat, her günkü seyir içinde işine gider.


    10- Kız Arkası

    Düğünden, yani perşembe gününden sonraki cumartesi veya pazar günü akşam, oğlan evi yakın akrabalarıyla birlikte kız evine gider. Eskiden damat bu ziyarete giderken ''etek altı'' denilen hediyeler götürürmüş. Bu hediyeler; kaynanaya hırka (triko ceket), entarilik kumaş, kaynataya mushaf, varsa baldızlara yapık denilen eşarp ve mevsim meyveleriyle tatlıdan oluşurmuş. Şimdi bu adet unutuldu. Damat önce kaynananın, sonra kaynatanın elini öper. Çok rağbet gören misafirler, geç vakte kadar otururlar. Misafirler giderken kız evi, damatlarına namazlık halı (seccade), kızlarına da bir altın takarlar. 4-5 gün sonra, kız evi akrabalarıyla birlikte oğlan evine iade-i ziyaret yapar. Bu sefer hediye alışverişi olmaz. Bu ziyaretler yaz mevsimine rastlamışsa, iki tarafta bağda (yazlıkta) göçülü oldukları için gündüz yapılır. Öğle den sonra, ağaçların altında, pehli denilen, güveçte (taş tencerede) yapılan, etli patlıcan yemeği yenir.
    Merasim bunlarla da bitmez. Düğünden sonraki ilk bayramda, kız evi, damat ve gelinin ziyaretlerinde kız evi, damatlarına gömlek veya kravat, kızlarına da bir terlik hediye ederler.
    Kız evi, kızlarının ilk çocuğu olunca 'beşik' denilen bir hediyeyi daha oğlan evine gönderir. "Beşik"de; çocuğa bir beşik, yazlık ve kışlık her türlü çocuk giyeceği, ailenin diğer fertlerine de çeşitli kumaş ve giyecek cinsinden eşyalar bulunur.



    SONUÇ

    Günümüzde bu adetlerin bir çoğu uygulanmamakta, türkiye, hızla şehirleşirken, doğudan kopup, batı medeniyetine nüfus etmeye çalıştıkça, bu tür adetlerle beraber bir çok değerlerimiz de değişmektedir. Kültürel, ekonomik ve teknik değerlerdeki değişmeler töre ve adetleri farkında olmadan kendiliğinden değiştirir.
    Kadının agoraya çıkmasıyla görücülere pek ihtiyaç duymamış, gençler birbirlerini tanıyarak yuva kurma fırsatlarını bulmuşlardır. Önceleri, bütün düğün boyunca iki taraf arasındaki haberleşmeyi okuyucu kadınlar sağlardı. Fakat şimdi telefonun yaygınlaşması ve vasıtaların artmasıyla bir çok şey gibi okuyucu kadınlar da kendiliğinden eridi.
    Bilimde, teknikte olan yenilikler adetlerin değişmesinde büyük rol oynar. Örneğin motorlu araçların eski arabaların yerine geçmesi, caddelerin yolların, evlerin, kervansarayların
    Değişmesine sebep olmuş, hatta evlerin yapım şeklini ve komşuluk münasebetlerini değiştirmiştir. Estetik zevke bile etki yapmıştır. İnsanlar arasında bir takım yeni bağlantılar yeni münasebetler kurulmasına sebep olmuştur. Her yeni teknik yeni bir iş bölümü getirir, her yeni iş bölümü toplumun törelerinden bir çok değişmelere sebep olur.
    Artık yemek daveti, evde değil büyük lokantalarda veriliyor. Suyu ve banyosu olmayan ev kalmayınca, halk için hem bir temizlik bahanesi, hem bir eğlence olan "gelin hamamı" ve güveyin hamama götürülmesi kendiliğinden ortadan kalkıyor. Gelin artık, deveyle, atla yada paytonlarla değil, lüks otomobillerle getiriliyor. Folklor ve mahalli oyunlar, dans, diskotek ve gazinolarla yer değiştiriyor.
    Kadının öğretim yapmak ve çalışmak zorunda oluşula, üretim ve tüketim artması sonucu, el emeği, göz nuru olan tarzdaki çeyiz de ortadan kalkmakta. Bütün ihtiyaçlar hazır olarak karşılanıyor.
    Kültürü oluşturan her türlü unsura en büyük ve güçlü malzeme olarak, örf, adet ve geleneklerle, içtimai değer yargılarından söz edebiliriz. Bu düşünceyle verdiğimiz uğraşımızın, kültürümüze bir nepze katkısı olabilecekse, kendimizi bahtiyar addederiz.

     

     

    Amarat


    AMARAT KASABASI`NIN TARÍHÍ
    XVI. Yüzyıl başlarında Erciyes dagının kuzeyinde kalan ve Kızılırmak’ın geçtiği yerlerdeki yerleşim birimlerinin bulunduğu nahiye `` Kenar-ı ırmak nahiyesi`` olarak isimlendirilmiştir ve 5 köy ile 51 cemaati kapsıyordu. Bu köyler sunlardı: Çukur Köyü: Bugünki Özvatan ilçesidir. Ímaret Köyü: 1928’e kadar aynı ismi taşimakta olan köy daha sonra Amarat ismini almıştır. 1975 yılında ise Kayseri'ye bağlı merkez kasabası olmuştur. Molu köyü: Bugünde aynı ismi taşıyan köy merkez ilçeye bağlıdır. Seyh-yar Köyü: Bugün bu isimde bir köy bulunmamaktadır. Kemercilu Köyü: bugünki ismi Kermelik olup, 1500 tarihli defterde, Çukur köyüne bağli bir mezra idi.

    ÍMARET NEDÍR?
    1928 Yılına kadar Ímaret ismi ile bilinen köyümüz daha sonra Amarat ismini almıştır. XVI. Yüzyılın sonlarına ait Sivas tahrir ve evkaf defterlerinde Ìmaret ve Çukur köylerinin “Gürcü köprüsü”, “Kesik köprü” vakfi olduğu kaydedilmistir. Köyüun eski isminin vakıftan imaretten geldiği anlaşılmaktadır. İmaret çalısma sisteminden biraz bahsedecek olursak; imaret ve vakıf arasında sıkı bir ilişki vardır. Ímaret geniş anlamda, bir ülkenin ve yaşayan insanlarına külliye ve çalışmalarıyla bayındır hale getirilmesi demektir.

    Hicri 760/ miladi 1354 tarihinde Eratnalılar devletinin kurucusu Sultan Ízettin Cafer Bey, Alattin Eratna’nin ortanca oğlu Sultan Ízettin Cafer devrinde (1354-1355) Seyid Halil oğlu Seyid Ísa (Seyh)’ya ait “Seyyid Ísa Zaviyesi Vakfı” kurdurmustur. Halen Karakaya köyünde bu vakfiyeye bağli olarak yatar bulunmaktadir. Vakfiyenin geliri de Kayseri nahiyelerinden Sert / Sirtsaray (Erkilet olabilir) nahiyesine bağli Ímaret, Eğimli, Höyük, Saraycık, Gömeçhisari, Barsama, Turanhöyük, Tuzhisarı, Karataş, Gevhertas ve Kemerlik (Kermelik) köylerinin arazileri ile çevrilmis olan Kayseri, Bünyan ilçesine bağlı Karakaya köyünün tamami, Dezi (Gezi olabilir), Karacaviran, Ağcasevinç, Kuyuluca, Karataslar agılı, Tokuş, Yağmurbey adlı çiftliklerin tamamının mahsülünün yarısı Seyyid Ísa Zaviyesine ve mahiyetindekilere diğer yarısını da Karakaya köyüne gelip giden yolcular için sarfetmek üzere vakfedilmistir.

    Yukardaki bilgiler ışığında Amarat (Ímaret) köyünün kuruluş tarihi olarak 1354-1355 yıllarından evveli olduğu tahmin edilmektedir. Ayrica H.906/ M.1500 tarihli tahrir defterinde Ímaret köyünün kaydi vardir.

    H.906/ M.1500 tarihinde Kenar-i ırmak nahiyesine bağlı olan Ímaret Köyü, nahiyenin diger kesimlerinde olduğu gibi Türkmen Türkleri ile meşkundu. Yalnız Ímaret köyü konar göçer Türkmenlerle değil yerleşik hayata geçmiş Türklerle meskundu. Ve halkı müslümanlardan oluşuyordu.

    Civar köylere nazaran en fazla gelişen köylerin başinda gelen Ímaret köyüdür. Ímaret köyüne tabii olan Sa’di mezrasının malikane ve divan vergisi hasılı 216 akçedir. Sa’di mezrasıda bugünki Gümüşlüce tarafında Seydi köy olduğu tahmin edilmektedir.

    Osmanlı Devleti tarafından Evliya tepesinde asevi kurulduğu ve çevrede oturan fakirlere, yolculara yemek verdiği kasaba halkı tarafından anlatılmaktadır. Bu sebeblerle fakirlere yolculara ve muhtaçlara yemek yardımı manasına gelen Ímaret köyü ismini aldığı tahmin edilmektedir.

    Evliya tepesinde Zeynel Abidin Gazi ve 20 arkadaşinin zırha kalesinde bulunan düşmanlarla savaşırken şehit düstükleri destani olarak rivayet edilmektedir. Bir diğer rivayete görede tepenin 20-30 metre ilerisindeki bir bahçenin kenarındaki mezarların bu şahsiyetlere ait olduğu söylenir.
    Evliya tepesinin kûzey ve doğusunda mezar kalıntılarına rastlanması buranın bir yerleşım birimi olduğunu doğrulamaktadır. Tepede çikan çömleklerin Eti ve Hitit zamanından oluşu kasabanın tarihi medeniyet ve uygarlıklara sahne olduğu anlaşılmıstır.
    Kasabanın ilk yerleşenleri; Sarimustafaoğlugil (Memişgil), Emirgil (Humalgil), Hızırogulları (Íllezgil), olduğu tahmin edilmektedir. Akıllıgil (Sivas Şarkişla, Döllük köyünden), Kocağagil (Horasandan), Recepgil (Bogazlıyan), Anişgil (Ovadan), Köseoğlugil (Elbistan), Velihacigil (külekçiden), Kısnisgil (Çukurdan), Dertligil (Ovadan), Püğürgil (Ísbidin), Ahrazgil (Çopuroğlu) dan geldikleri kasabamız büyükleri tarafından anlatılır.

    Kasabamızın ismi 1928’de latin harflere geçince arapça Ímaret diye yazılıyordu ve latince yazılmaya başlayınca Amarat olarak degiştirildi.




    (+)




    (+)


    KIZILIRMAK
    Türkiye'nin en uzun akarsuyu olan Kızılırmak kasabamızın arazisine doğusunda bulunan Kermelik ovasindan, Sultan Sekisi Güneyinden batıya doğru bir yay çizerek Obruk köyü önleri kadar bir boğaz biçiminde uzanır. Yamaçlari çok yerde dik yalçın kayalıklarda yapısı kristalin kalkerlerinden oluşan derin vadi bölümü 40 kilometredir. Ayrıca Amarat kasabası bagları ırmakla aynı seviyede yer almaktadır. Bu akarsu kasabanın vadi bölümünde su sporlarından rafting için ideal bir konuma sahiptir.










     
    Eyim









    KÖYÜMÜZÜN KISA TARİHÇESİ

    2001 Yılında derneğimizin kuruluşundan itibaren,köyümüzün geçmişi,kuruluşu ve tarihi hakkında bilgi ve belge arayışlarına başladık. Elde ettiğimiz sağlam kaynaklara dayanarak şimdilik köyümüzün geçmişi ve tarihi hakkında kısa ve öz bilgi sunmak istiyoruz. İleriki yıllarda köyümüzü her yönüyle anlatan bir kitabın hazırlanarak yayımlanabilmesi için yoğun olarak çalışmalarımız devam etmektedir.




    24 TÜRK BOYU

    OĞUZLAR

    YILDIZLAR AYHAN OĞUZLAR --- GÖKHAN DAĞHAN DENİZHAN

    Avşar Yazır Kayı Bayındır Salur İğdir
    Beydili Dodurga Bayat Çuvaldır Alanyurtlu Buğdüz
    Karkın Döğer Ak evli Peçenek Eymür Yuva
    Kınık Yıpralı Kara evli Çepni Üreğir Kınık



    EYİM KÖYÜ'NÜN KURULUŞU

    Yukarıdaki Türk Oğuz Boylarını incelediğimizde;

    Eymir ve Üregir ismindeki iki boyun kardeşçe yan yana durduğunu görüyoruz. şimdi bu boylardan Eymir boyunun tarih içerisindeki yaşam hikayesini kısaca özetllemenin köyümüzün tarihi ve geçmişi hakkında kanıtlarıyla doğru bilgilere ulaşacağımızı ap açık ortaya koymaktadır.

    EYMİRLER:

    Oğuzların (24) yirmi dört boyundan biridir. Üç ok kolundan Dağ Han'ın 3. çocuğundan boy ismini almıştır. Eymirler XI.y.y.' da Orta Asyadaki Aral Gölünün doğusunda Sır Derya nehri kıyılarında (Maveraünnehir) de yaşıyorlardı. (1071) Malazgirt Savaşı sonucuda Anadolu'nun kapılarının Türklere açılması ile diğer Türk Boyları ile birlikte Eymir'lerde akın akın Anadolu içlerine yerleşip yeni yurtlar edindiler.
    Bu gelen Eymür boylarından bir bölümüde Maraş, Elbistan,Kozan(sis) bölgesine yerleştiler. Bu bölgede hüküm süren Dulkadiroğlu beyliği içerisinde çeşitli kollar halinde yaşıyorlardı,XVI.y.y. ortalarında Dulkadiroğlu beyliği haricinde; Adana, Antep, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bolu, Sivas, Tokat, Kars, Söğüt, Balıkesir, Halep ve İran’da da Eymirler bulunmaktaydı. Sayıca daha kalabalık olan Eymirler’in büyük bölümü ise batıya göç etmeyerek Sırı derya kıyılarındaki anayurtlarında kalarak Yaka Türk’leri ile birleşmişlerdir.
    Eymirlerin büyük bir koluda Halep Türkmen’leri ile birlikte yaşıyorlardı. XVI.y.y. Ortalarında Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1520-1566) Halep Eymür’leri dört kola ayrılarak Osmanlı toprakları üzerinde kendilerine verilen yeni yurtlara yerleştirildiler. Halep’te yaşayan Eymir’ler den bir da Yeni İl’e (Sivas-Gürün) arasına yerleştirildiler. Daha sonraki yıllarda Halep Eymir’leri doğu Akdeniz kıyısında bulunan Humus şehrine yerleştirilmişlerse de burayı yurt olarak benimsemeyip tekrar Halep şehrine dönmüşlerdir.
    Bizim Eymirler ( Eyimliler ):

    Elbistan-Maraş-Kozan(Sis) havalisinde hüküm süren Dulkadiroğlu Beyliği Tarihteki kayıtlara göre (48) oymaktan oluşmaktaydı. Bu oymaklardan birinide Paşalı Aşireti (Oymağı) oluşturuyordu. Atalarımız Paşalı aşiretinin bir üyesi olarak bu günki Kahraman Maraş’ın Andırın ilçesi sınırları içerisinde bulunan Katri ve Cambaz yaylaklarında konar-göçer olarak yaşamlarını sürdürmekteydiler. Dulkadiroğlu Beyliği 1515 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Turna dağı savaşında Hadım Sinan paşa komutasındaki Osmanlı ordusuna yanilmesi ve Dulkadiroğlu beyliğinin tarih sahnesinden silinmesi üzerine; bu yöredeki Yörükler= Türkmenler 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerek Anadolu da Türk nüfusunun çoğalması ve gerekse stratejik nedenlerden dolayı kılavuzlar eşleğinde Anadolu içlerine yeniden iskan edildiler. Paşalı Aşireti; Eyimli, Yüreğir,Kozluca ve Beydilli Boylarından oluşmaktaydı. Aşiretler oluşturulurken bir boy yerine değişik boylardan Türkmenler bir araya getirilerek yeni oymakların oluşturulduğu ve kaynaştırıldığı görülmektedir. Eyim ( Eymir ) ve Yüreğil ( Üreğir ) ikiside yakın kardeş boy olduğu için birbirinden ayrılmayarak yan yana yerleşirken Kozlu’canında 1584 yılında Kenarı- Irmak nahiyesine bağlı Kozcağız(Koçcağız) köyü olduğu , yine aynı kaynakta bey dilli’ninde bugünki Karakaya yada Yağmurbey olduğu resmi kayıtların incelenmesinde görülmektedir.
    Bu dört köyünde hayvanlarının yayılımı için tahsis edilen, ilkbahardan gün dönümüne kadar otlak iyesi kır bekçileri tarafından korunan (PAŞALI) isminde meralarının bulunması , aynı aşiret mensubu olmalarının en büyük delilidir. Paşalı aşiretinin üyesi olan köylerde yeni yerleştikleri yerlere boy isimlerini ve oymak (aşiret) isimlerini vererek sahiplenmişlerdir. Karakaya kasabası ve Kardeşler köyü arasında (PAŞALI) isminde bir meranın, Yüreğil-Eyim köyleri arasında (PAŞALI) isminde bir meranın ve Eyim- Koçcağız köyleri arasında bir birinin devamı olan iki köye ait ( PAŞALI ) isminde meraların halen mevcut olması aşiretin ve tarih içerisindeki birlik, beraberlik ve kardeşliğini perçinlemektedir. Bu konar göçerlerden Eyimliler (11 ) onbir hane ve birbirinden ayrı (Karizmatik sekiz aile olarak bu günde köyümüzde (Paşalı) adıyla anılan meraya konup (ören ) denilen yere yerleşip bu meraya ( PAŞALI ) aşiret isimlerini vermişlerdir. Bir dönem yazları (Paşalı-Ören) de yaylayıp, kışlarıda Kahraman Maraş’ın Andırın ilçesinin Kadri ve Cambaz ismiyle anılan yerleşim yerlerini kışlak olarak kullanıp konar-göçer olarak yaşamlarına devam etmişlerdir. Daha sonra göçün zorlukları ve göç esnasındaki soygunlar ve çeşitli olumsuzluklar nedeniyle bu günki köyümüzü kalıcı yurt olarak seçip buraya yerleşmeye karar vermişler ve artık kışlak evlerini yaparak köye boylarının isimlerini vermişlerdir. İlk zamanlarda köyün ismi Eymir, İymir olarak anılmakla birlikte zaman içerisinde Eymirli ve Eyimli olarak halk diline yerleşmiştir. Kaynak kitaplarda XVI .y.y. da Anadolu da Eymir ismiyle anılan (28) yirmi sekiz yerleşim yeri olduğunu görüyoruz. Kayseri ve çevresinde ozamanki yönetim birimlerinde Karataş( İncesu) nahiyesinde; Gökçe Eymir ismiyle bir köyün, Irmak kenarı nahiyesinde (Kızıl ırmak vadisi boyundaki köyler) yine Eymür ismini taşıyan büyük bir köyün Koramaz Nahiyesi ( Bünyan ve Koramaz dağı çevresi ) nde Eymir isminde köylerin olduğu 1522-1584 yılları arasında konar-göçer aşiretlerin ve bunlara bağlı mezraların köye dönüştürülmesi ile ilgili resmi kayıtlarda ve bu dönemle ilgili araştırma yapan tarihçilerce de belgelenmiştir. Bu yerleşim yerlerinin dışında “Eymir” isminde Yozgat’ın Sorgun ilçesinde, Balıkesir’in Havran ilçesinde Amasya, Ankara, Aydın, , Balıkesir, Bolu ve daha bir çok şehir ve ilçede bu ve yakın isimlerle anılan köy ve beldeler bulunmaktadır.

    “Eymir” boyu’nun sözlük anlamı:”Son derece iyi ve zengin, haddini bilen iyi boy” anlamına gelmektedir.

    Paşalı ya da Paşalu’ nun sözlük anlamı:”Paşa hizmetinde bulunan” demektir. Bu yorumdanda aşiretimizin Selçuklu, Osmanlı ya da Dul Kadir Bey’ lerden ( Paşalarından) birilerine bir dönem yaverlik ettiğini bu görevde hizmet verdiğini göstermektedir.
    XVII. ve XVIII. y.y. da ki resmi kayıtlarda köyümüzün ismi “İM” olarak geçmiştir. Bunun Arapça’nın yazılış şeklinden Türkçe okunuşunda bu anlamın oluştuğunu düşünüyorum.

    “İM” in sözlük anlamı;”Parola,gizli,sır” demektir.

    Yine Eymir’in yurt oalarak seçildiği yıllarda birkaç aile de halen köyümüzde “Yarpuzlu” ismiyle anılan mahelleye yerleşerek, geldikleri köyün yada yerleşim yerinin adını verdiklerini görüyoruz.
    Yarpuzluda oturan ailelerin ; kesin olmamakla birlikte Osmaniye il sınırları içerisinde bulunan “Yarpuz” ismiyle anılan köyden yada eski ismi “Yarpuz” olan Afşin’den geldiği doğru bir tahmin olur kanaatindeyiz.
    Ayrıca köyümüz Tuz bayırı’nın eteğnde Güney mahalle’deki evlerin arkası ile Bağ Deresi yolundaki küçük bir arazinin ismi halen “Hamur Kesen” ve Paşalının kuzey batı yamacındaki Elma Bahçelerinin bulunduğu alanın “Kılavuz oğlu” olduğunu halen köyümüzde yaşayan herkes bilir. Neden kılavuz oplu yada neden Hamur kesen diye sorduğumuzda, bu isimler Paşalı Aşireti ile birlikte Eyim’e gelen Yörük=Türkmen Aşiret isimleridir. Eyim’lilerin köyü, araziyi ve meraları tamamen kontrollerine geçirmeleri ve bölge hakimi olmaları sonucu Hamur kesen ve Kılavuz oğlu Aşiretleri’nin kontrollerindeki araziyi köyümüzdeki köklü ailelerden “Kör İbişlere” satarak yada mecburen terk etmek zorunda kalarak bir daha dönmemek üzere ayrıldıkları nı ve Boz Ok yaylasına göçtükleri anlaşılmaktadır. Neden Kör ibişler diye soru akla gelmektedir. Bunun cevabı Hamur kesen ve Kılavuz oğlu mevkiindeki tarla, bağ ve bahçelerin halen Kör İbişlerin vereselerinin zilliyetinde olmasıdır.
    Eyim de neden iki Mezarlık var? Köyümüzün (500) beşyüz yıllık ortak mezarlığı köyün ortasındaki büyük mezardır. Atalarımız köyümüzün en güzel tepesini Hakkın Rahmetine kavuşmuş; analarına, atalarına ve muradını almadan ölen çocuklarına , gençlerine tahsis etmişlerdir.”Siz bizim başımızın tacısınız, ayak altında kalmak size yakışmaz, sizin başımızın üzerinde yeriniz var” dercesine mezar yerinin seçiminde bile asalet ve ululuk gösterdiklerini görüyoruz. 2. Yarpuzlu mahallesinde bulunan “Yassı mezar” ise yaklaşık 130-140 Yıllık geçmişe sahip olup, Yarpuzlu mahallesi’nden Öküz İmam isminde kıymetli bir zatın vasiyeti üzerine buraya defnedilmiş ve köyümüzün mahalle mezarı olarak kullanılmaya başlamıştır.
    Kılavuzun sözlük anlamı: Bilen, bulan, öncü yol gösteren, yol bulan, aşiret veya bir birliğe, bir orduya yol gösterendir. Kervanın düzgün, tehlikesiz ve güven içerisinde rahat olarak hareket etmesini sağlayan kişidir
    1831 yılında yapılan ilk nüfus sayımında köyümüzün nüfusunun 110 kişi ve hane sayısının 42 olduğu kayıtlıdır. Bu sayıya kadınlar ve çocuklar dahil edilmemiştir.
    1834 yılında vergi toplama amacıyla sayımda Eyim Köyü’nde de 55 hanenin vergi vermeye mükellef olduğu ve toplam verginin 19,930 Akçe olduğu , Kayseri Temettuat Defteri kayıtlarının ıı.Ciltinin 212,213 ve 214 sayfalarında kayıtlı bulunmaktadır.


    1831 sayılı ilk nüfus sayımında 42 hane bulunmaktadır.
    1832 sayılı ilk nüfus sayımında 42 hane bulunmaktadır.

    Bu hanelerden;
    Tatar oğulları Ailesine mensup :13 hane,
    Molla oğulları ailesine mensup :05 hane,
    Kethüda oğulları ailesine mensup :05 hane,
    Yarpuz oğlu ailesine mensup :03 hane,
    Mantıcı oğulları ailesine mensup :02 hane,
    İmam oğulları ailesine mensup :02 hane,
    Şeker oğulları ailesine mensup :02 hane,
    Kara Ahmet oğulları ailesine mensup :02 hane,
    Topal Ahmet oğulları ailesine mensup :01 hane,
    Kör Memiş ailesine mensup :01 hane,
    Yayal oğlu ailesine mensup :01 hane,
    Kör Hüseyin oğlu ailesine mensup :01 hane,
    Mehmet Emin Efendi ailesine mensup :01 hane,
    Muhtar Süleyman ailesine mensup :01 hane,
    Topal Mehmet ailesine mensup :01 hane,
    Topal Mehmet oğlu ailesine mesup :01 hane,

    Tatarın sözlük anlamı: 1- Kuzey Kafkasya Kırım ve Sibirya’nın bazı bölgelerinde oturmakta olan Türk soyundan bir halk.
    2-Eski dilde posta arabasısürücüsü(Büyük bir ihtimal köyümüzden bir kişi Osmanlıda askerde posta arabası kullanmıştır. Tatar lakabıda”çavuş,onbaşı”gibi rütbe ve lakap olarak kalmıştır. 1243 yılında Moğolların Sivas yakınlarındaki Köse dağ savaşında Anadolu’ya gelen , yada 1402 yılında Ankara savaşında Timur lenk’le gelen askerden kalarak köyümüze yerleşip yurt edinmelerine ihtimal vermiyorum. Çünki 1584 yılına kadar Eyim’de yerleşik bir köy bulunmamaktadır.

    Kethüdanın sözlük anlamı: “Bugünki anlamı; Kaâ-Kahya-Kahyalar” Bir konağın veya ailenin bazı işlerini yürütmekte olan kimse. Köy yönetiminde görev almış, köyüne hizmet etmiş kişiler hatırlı kişiler için kullanılır. Neb Kââ, Ali Kââ , Süleyman Kââ v.b.
    2004 yılı itibariyle köyümüzde ikamet eden hane sayısı 96, yurt dışında 271 ve yurdumuzun değişik illerinde 56 ve Kayseri şehir merkezinde 847 olmak üzere toplam 1270 çekirdek aile bulunmaktadır Bu da toplam 4700 nüfusa tekabül etmektedir.
    1930 lu yıllarda Eyim köyü’nden bir çok aile Bünyan ilçe’sinin Şıvgın köyüne göçmüşler, ancak buraya devlet eliyle Erzurum- Kars muhacirleri Ve Eyim’liler arasında köye hakimiyet, benlik kavgaları başlamış, her iki taraftanda bir çok kişi ölmüş, cinayetlerin, kavgaların ve mahkumiyetlerin devam etmesi üzerine aradığı mutluluğu bulamayan bir çok aile Eyim’e geri dönmek zorunda kalmışlar. Hala Şıvgın köyünü yurt edinerek orada yaşamlarını sürdürmekte olan ve Eyim’liler ismiyle anılan birkaç aile bulunmaktadır.
    Köyümüzde 1900-1960 yılları arasında dini eğitime çok fazla önem verilmiş, neticesinde de uzun süre Kayseri ve çevresinin din adamı ihtiyacının büyük kısmını Eyim köyü’nün yetiştirdiği hafızlar karşılamıştır. Bu nedenledir ki Eyim köyü’nde Elli yaş üzerindeki erkek nüfusunun çoğu Hafız ünvanıyla anılmaktadır.
    1955 yılından itibaren ekonomik nedenlerle köyden şehre ilk göçler başlamış. 1955-1960 yılları arasında birkaç ailenin şehre göçmesi ve ekonomik yönden rahat bir yaşam sürmeleri diğer ailelere de örnek teşkil etmiştir. Bunun üzerine gençler sanat öğrenmek ve eğitimlerini yapmak için köyü terk etmişler. Yetişkinlerde Kayseri ve çevresindeki devlet kuruluşu olan fabrikalara girerek çalışmaya başlamışlar. Marinalaşmanın etkisiyle köyde gençlerin işsiz kalmaları, gençlerin yeni arayışlara itmiş, Bunun üzerine İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi büyük şehirlere giderek sanat öğrenmişler ve çoğunlukla sıvacı ve boyacı olarak inşaat işlerinde çalışmışlardır. Daha sonra bu gençler biriktirdikleri yol paralarıyla Avrupa’ya gitmişler, iş güç sahibi olunca yakınlarını ve ailelerini yanlarına götürerek Eyim köyü’nde şehre ve Avrupaya göçler başlamıştır. Hem yurt dışına hemde Kayseri merkezi ne başlayan bu göçler 1960-2000 yılları arasındaki dönemde hızla devam etmiştir. Şu anda ise artık göçler bitmiştir. Bu göçlerin etkisi ile gençler yurt içinde ve yurt dışında eğitim ve öğretimlerini sürdürmüşler ve devlet kademelerinde önemli makam ve mevki sahibi olmuşlardır.
    Eyim Köyü Kayseri’ye (35 km.) uzaklıkta olup, yetişmekte olan yeşil çam ormanları, koyu kavak, söğüt gölgelerinden oluşan piknik alanları ve doğal park yerleri ile güzel bir vadiyi süsleyen, derelerinden ve çaylarından soğuk suları akan 1450 rakımlı şirin bir yayla köyüdür.
    Eyim Köyü;çömleklerde yapılan tandır yemekleri, çevre köylerde ünü ve lezzeti yayılmış, “Eyim Çöreği” diye bilinen tandır ekmeği ve soğuk uzun kış gecelerinde ve düğünlerinde oynanan kendine has eğlenceli mizahi oyunları ve folkloru ile hayır, hasenat ve yardım işlerinde birbiri ile yarışan; vatanını, milletini,dinini seven, kötü alışkanlıkları olmayan, gösterişten uzak mütevazi olarak yaşamlarını sürdüren insanların yaşadığı köyün adıdır.





    Kaynakçalar:
    1-Dr.Tufan GÜNDÜZ, Kayseride mezraların köye dönüştürülmesinde konar-göçer aşiretlerin rolü S.183,192
    2-Dr.Erhan AFYONCU,Kayseri sancağı’nda Yörükler(1483-1584)S.1-17)
    3-Yrd.Doç.Dr.Mehmet inbaşı,XVI.y.y. da Kayseri ve civarında Yörük-Türkmen cemaatleri.S219-237
    4-Yusuf HALAÇOĞLU,XVI.y.y. da sis sancağı.
    5-Prof.Dr.Mustafa KESKİN,Kayseri Nüfus Müfredat defteri-(1831-1860)
    6-Prof.Dr.Faruk SÜMER,Tarihler,boy Teşkilatı, Destanlar-Oğuzlar(Türkmenler).S.133-136,194-196-229-232,339-346,,419-42,840-870.
    7-İsmail DEMİR, Kayseri Temettuat Defteri.1834-(Kaza, Nahiye ve Köyleri).
    8-Meydan Larouses-Eymirler.
    9-Büyük Larouses-Eymirler.
    10-Türkiye TarihiProf.Dr. Ali Sevim ve Prof Dr. Yaşar Yücel



    EYIM KÖYÜ
    Nüfusu : 328
    Telefonu : 0 352 2884068
    Kodu 288
    Bağlı olduğu il : KAYSERİ
    Bağlı Olduğu İlçe : KOCASINAN
    İl Merkezine Uzaklığı : 35
    İlçe Merkezine Uzaklığı : 35





     

    Höbek
 

 

 
   
 
site ekle